Bir tarihi varlığımızın bugünkü durumu |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Bir tarihi varlığımızın bugünkü durumu
Share 17 Aralık 2007

Gözlerinizin önüne getireceğimiz yapı Eminönü’nde anıtsal değeri bulunan ve şu anda boş duran 1. derece korunacak türden bir yapı: Liman Han

Liman Han ile ilgili olarak birkaç yıldır basında yer alan haberler, burasının İstanbul Ticaret Odası tarafından satın alınması ve 5 yıldızlı otel yapılmasıyla ilgili. 12 Ocak 2007 günü basında yer alan haber şöyle: “İTO, geçen yıl, otel ya da kongre merkezi yapılması için Liman Han ve Nuh 1 Han’a teklif götürmüş ancak kat sahipleri karşı çıkınca sadece Liman Han’ı almıştı. Yalçıntaş, bu süreçte kat sahiplerinin değiştiğini ve yeni sahiplerin 7 milyon dolara sıcak baktığını söyledi. Ancak Nuh 1 Han’ın bu süreçte, fırsatçılar tarafından fiyatının yükseltildiği iddia ediliyor. Başkanı Yalçıntaş, 564 metrekare olan Liman Han’ın 4 milyon dolara alındığını, 213.5 metrekare alana sahip Nuh 1 Han içinse 7 milyon dolar istendiğini söyleyip, “SPK’nın değerleme şirketine yaptırdığımız ekspertize göre buranın fiyatı Liman Han’ın metrekare bedelleriyle aynı. Aynı Nuh 1 Han’ın bedeli 2.7 milyon dolar dedi.”


Liman Han’ın deniz tarafından görünüşü

17 Nisan 2006 Milliyet’in haberine göre İTO tarafından 5 milyon 450 bin YTL’ye satın alınacak olan Liman Han, hemen yanındaki TOBB’a ait olan Güneş Han ve alınması için İTO’nun prensip anlaşmasına vardığı Nuh 1 Han birleştirilerek otel ya da kongre merkezi haline getirilecek.

İTO eski Başkanı Mehmet Yıldırım’ın başkanlığı döneminde hanların bulunduğu bölge için altı çarşı, üstü 5 yıldızlı otel olacak şekilde avan projeler hazırlanmış, ancak mal sahipleri ile anlaşma sağlanamadığı için projeden vazgeçilmişti.
Güneş Han, Liman Han ve Nuh 1 Han’ın tamamının alınarak bir kompleks haline dönüştürülmesi projesinin 2003’ten bu yana konuşulduğunu anlatan İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, “Sahipleri Eylül 2005’te bizden 6 milyon YTL istedi. Yaptırdığımız değerleme ve pazarlıklardan sonra 5 milyon 450 bin YTL’ye anlaştık” dedi.


Liman Han girişi

Gazetelerde bu şekilde yer alan Liman Han için verilen metrekare büyüklükleri de taban oturum alanı olabilir. Yapıya şu anda gidip baktığınızda neredeyse katların tümüyle boş olduğunu, sokak düzleminden sadece THY bürosunun kısmen açık tutulduğunu fark ediyorsunuz. Yaklaşık bir ay önceki çekimlerimizde binayı bekleyen bekçi ya da güvenlik elemanlarının ana giriş kapısı içindeki kontrol odasındayken son günlerde binanın dışına çıkılmış ve kapı önüne konan pvc kulübeden bu hizmetin verildiğini gördük. Acaba neden?

LİMAN HAN’IN MİMARİSİ ve TARİHİ

Liman Han bir Vedat Bey tasarımı ve uygulamasıdır. Vedat Bey Sirkeci’de bir çok ticaret yapısı da inşa etmiştir. Bunlardan biri Liman Han’ dır. 1907 yılında tamamlanan bina yapıldığı sırada Vedat Bey saray başmimarıdır. Liman Han tasarımını 1915 de Sabit Bey Hanı, 1917 de Meseret Hanı izler.

 


1. Ulusal Akım Örneği Cephe

Eminönü İlçesi, Sirkeci’de, Yalıköşkü Caddesi, No: 11’deki Liman Hanı da Vedat Tek’in diğer anıtsal mimari örnekleri ile birlikte, tamamen dönemin Ulusal Akım mimari üslup özelliklerini yansıtır. Katları belirleyen pencere dizileri, yatay ve düşey pilastrlarla gruplandırarak, yapının caddeye bakan cephesinde, hareketlilik sağlanmıştır. Giriş üzerinde yer aldığı düşey eksen boyunca cephenin üst bitimine kadar iki güçlü pilastr ve arasında öne doğru eğrisel taşma yapan pencere sıraları ile, cephenin diğer bölümlerinden farklı olarak vurgulanmıştır. Pilastrlar, saçak seviyesi üzerinde devam ederek, piramidal biçimli başlıklarla son bulur. Eğrisel formda dışa taşan pencere katlarının üzeri balkon olarak değerlendirilmiştir. Zemin katta ise giriş kapısının geniş açıklıklı, yarım daire biçimi kemeri, iki yanda baklavalı başlıklara sahip geniş gövdeli, ancak basık birer sütuna oturur.

Liman Han’ın ön cephesi

Liman Han’ın zemin katında sivri kemerlerin gerisinde, iki katlı dükkan sırası yer alır bu katın üst bitimi, cephe boyunca asma saçakla örtülüdür. Bu saçak, bitkisel bezemeli demir çubuklarla üstten cephe duvarına tutturularak, askıya alınmıştır. Cephede, birinci ve ikinci kat pencereleri yatay ve düşey silmelerle, dörtlü gruplar halinde düzenlenmiştir. Pencere biçimlerinde yine katlar arası farklılıklar dikkati çeker. Birinci katta dikdörtgen açıklıklı, ikinci katta basık kemerli, üçüncü katta basık kemerle üstten kavranan çift açıklıklı pencere sıraları yer alırken, en üst kat sivri kemerli büyük pencerelerle son bulur. Her zamanki gibi, kemer köşe yüzeylerinde çini süslemeler yer alırken, cephenin üst bitimi geniş bir saçakla sonlandırılmıştır. (Kaynak: Mimar Vedat Tek ve Mimarlığı, Selçuk Seçkin, Şükrü Sönmezer)


Yan Cephe

YAPI DENİZE DOĞRU YATMIŞ

Çektiğimiz fotoğraflardan açıkça görüleceği gibi yapı bize göre en az 2 derece ( belki 3 derce ya da daha fazla miktarda) deniz tarafına doğru yatmıştır. Büyük oranda Eminönü Bölgesinin, İstanbul Limanı dolgusu üzerinde yapılmış ve aslında ebatlarıyla ve o günün yığma yapı tekniği ile  yoğun bir kütlesi olan tarihi yapı zeminin niteliğinden dolayı, belki de İstanbul’u yoklayan aralıklı depremler nedeniyle, belki özellikle yakınlarda geçirdiğimiz 1999 depremi sonrası yana yatmasını devam ettirmiş görünüyor.

Gözle farketmemek imkansız

Yapının bizce artık mimar olmayanlar tarafından da açık gözle fark edilebilir bir yana yatma sorunu karşısında başta Eminönü Belediyesi olmak üzere yapının içinin boşaltılması dışında hangi önlemlerin alınmış olduğunu bilemiyoruz. Liman Han deniz tarafından şu anda Eminönü Belediyesi tarafından iki katlı açık otopark olarak kullanılan alana bakmaktadır. Burası otopark olarak fakat yine yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.

Bu kadar kalabalık yaşanan bir semtte üstelik tarihi yapının herhangi bir can güvenliği yaratmadığından nasıl emin olunabildiğini açıkçası anlamış değiliz. Kendi kendine ya da her an yaşanabilecek bir depremde Liman Han nasıl ayakta kalacaktır?

KİMLERE GÖREV DÜŞÜYOR?

Göz önünde bekleyen bu yapıyla ilgili olarak biz toplumsal kesimlerle paylaşmak üzere sorular soruyoruz. Bu sorgulamamızda belki de bazı kurumlar yapacaklarını yapmış, önlemlerini almış olabilirler. Fakat yine de duyarlı kamuoyu ile bu sorunları ele alarak bir “gözlem” yapmak istiyoruz.

Birincisi halk sağlığı ve güvenliği açısından yıkılma tehlikesi içinde olan, fiziki durumu giderek Piza Kulesi formuna dönüşmekte olan yapının gidişatını kontrol altında tutmak, kent yaşayanlarına zarar vermeyecek şekilde önlem almak ilgili belediyesinin görevidir.

Diğer taraftan bu yapı tescilli bir tarihi eserdir. 1. Ulusal Mimarlık Akımının bütün özelliklerini gösteren ve yine Vedat Beyin Büyük Postane, Sultanahmet Adliyesi ayarında önemli binalarından biridir. Bu koşullarda tarihi varlıkları korumak ve gelecek kuşaklara iletmek için kurulmuş bulunan Anıtlar Kurulu’nun bir görevi var mıdır acaba? Diğer bir söylemle, ilgili kurul nasıl bir önlem öngörmüştür?

Bir yandan 5 yıldızlı otel yapılmak ve gerçekten de İstanbul’un tarihi-turistik bölgesinde hem bir anıt eseri kurtarmak hem de turizme hizmet sunmak isteyen bu yatırımcı anlayış yapının fiziki durumu konusunda bilgisi var mıdır?

Bölüm başlığımızdaki “görevler” konusundaki soruya dönersek, tarihi mekanları, çevreleri korumakla görevli birçok kişi ve kuruma da bu konuda tabi görevler düşüyor.

MİMARİ BİR TARTIŞMAYA DOĞRU

Biz yeterince fotoğrafıyla Liman Han’ın fiziki ‘yana yatışını’ gösterdik diye düşünüyoruz. Kent yönetiminin, koruma ile görevlendirilmiş kurul ve kuruluşların görevlerini yapacaklarına inanıyoruz.

Bundan sonra yapıyla ilgili olası mimari tartışmalara girmeye çalışabiliriz.

İşhanı olarak yapılmış olan bu tarihi eserimiz bugün acaba otel olarak dönüştürülürse bu tarihimize saygılı, etik bir davranış biçimimidir? Koruma kurullarımız böyle bir proje ile karşılaşsalar onay verirler mi? Liman Han’ın hemen bir cadde üstünde bulunan Kemaletin Beyin 4. Vakıf Han’ı, adı üstünde han ve iş yerleriyken otele dönüştürüldüğünü biliyoruz. İç kullanımında dönüşüm geçiren ve esaslı bir restorasyondan geçen binanın; kurullarımızdan projelerin onay görmüş olduğunu elbette başka bir şıkkın bulunmadığını tahmin ediyoruz. Fakat yine de soruyu ortaya bırakmak istedik. Çünkü bazen cevapları bilinse bile bu sorular yinelenebiliyor.

Zira geçtiğimiz günlerde “Beyoğlu’nun Geleceği” konulu sempozyumda bir oturum yönetmiş olan Sayın O. Ekinci gazetesindeki köşe yazısında “Benzer şekilde, Tarlabaşı için geliştirilen “sözde kentsel koruma” projesi de Beyoğlu’nun çok önemli mimari zenginliğini, adeta “film seti dekoru” na dönüştürmeye aday… ‘Sözde’ diyorum, çünkü bu tarihi “yokuş” lardaki özgün binaların sadece “cephe” lerini saklayıp gerisini yıkan ve tarihi görüntü arkasında karaktersiz mekânlar öngören bir “koruma”! projesi, dünyanın neresinde görülmüş…” demiştir.

Daha fonksiyon değiştirmeyi ‘içine sindiremeyen’ ve bu sabit görüşte kararlı, sonuna kadar ‘korumacı’ anlayışların bazı temsilcileri, güncel işlevlerle projenin yenilenmesine “dünyanın neresinde görülmüş” diyebildiği bir sanal galaksideyiz. Tarlabaşı projelerinde ele alınan sivil mimarlık örneklerinin işlev ve planlarından hangilerinin sonuna kadar korunmaları, hangilerinin işlev değiştirerek korunmaları gerektiği konusuna ilgili Koruma Kurulu mutlaka bir açıklık getirecektir. Fakat daha baştan, peşin bir düşünceyle buradaki sivil mimarlık örneklerindeki işlev değişikliğine sinirlenen düşünce sahipleri, örneğin yakın zamanda tamamlanan 4. Vakıf Han (1. derce korunmaya değer ve anıt eser) içindeki iş hanı odalarının beş yıldızlı yatak odası haline gelmesine acaba ne demektedir? Sadece dış cephesi korunan “tarihi görüntülü karaktersiz mekanlar” mı oluşmuştur?

Karşılaştıracak elbette çok örnek var ama hemen Liman Han yakınlarından bir örnek olduğu için 4. Vakıf Han’ı verelim istedik.

Liman Han başka bir soruyu daha akla getiriyor: Eğer Liman Han statik bütünlükten tümüyle yoksun ve kullanılması tehlikeli sayılıp yıkılması gerekli olursa ne olacaktır? Buraya kaynak aktaran İTO otel yapmak ve tarihi binayı kurtarmak isterken ne ile karşılaşacaktır? Tescilli ama yıkılmak zorunda olan bir yapı,… güç bir durum gerçekten.

Yapı eğer yıkılması zorunluluk haline gelirse ya da yeni projeye göre işlevlerini yürütemeyecek bir tehlike gösterirse, bu 1 dereceden korunacak tarihi yapının “yıkılıp yeniden inşa” yolu denenecek midir?

Anıtsal değeri olan bir bina özgün dış cephesini taşıyan dış konstrüksiyonundan da yoksun hale geldiği için “cephenin askıya alınması” kuralını da ıskalayınca acaba nasıl bir “koruma uygulaması” ile karşılaşılacaktır? Orijinal cepheyi bile askıya alamıyorsunuz, durum gerçekten sıkıntılı. Süreç içinde nasıl bir yol izleneceğini yaşayarak göreceğiz.

Tabi çareler tükenmez. Meslek odasında koruma projesi ve korumanın kendisinden çok “koruma kavramları” üzerine yorum yapan, fikir geliştiren, doğru-yanlış yargıları üreten hazır kuvvetlerden yardım istenebilir. Hatta lütfederler “son sözü” onlar söylerlerse ilgili kurum ve kuruluşlar, projeyi yapan yaptıran kim varsa büyük bir yükten kurtulmuş olur.

Daha benzer bir çok soruyu tartışma platformuna getirebiliriz şüphesiz. Maksadımız zaten karmaşık ortamı biraz daha anlaşılmaz hale getirmek değil, çözümlere yakınlaşmak. Dünyada ne yapılıyorsa, şimdiye kadar düşünülmüş olanlardan da faydalanarak tarihi yapı kendi özgün durumu da hesaba katılarak korunacaktır. Mimari tasarım koruma konsepti ve projesi dahilinde yapıyı tekrar kamu işlevine kavuşacaktır.

Umarız bu süreç kısa olur, Vedat Beyin özgün yapısı üstelik Eminönü’ne tarihi kimlik kazandırmayı sürdürerek hayatımıza döner.

Yazı ve fotoğraflar: Hasan Kıvırcık

19 Yorum
  1. ne kadar çok yana yatmış Liman Han. Eminönü otoparkından arkası göründüğünde çok eski bir yapı olduğunu ve arka yüzeyinin su geçirmemesi için yapılan kaplamalarının döküldüğünü görüyordum. fakat çok fazla plastikleşmiş bu yapı. acaba enjeksiyonla deniz tarafından müdahale edilse doğrulur mu bilemiyorum ama orijinal olarak korunması hal böyleyse çok zorlaşmış. önünden yıllardır geçiyoruz, bomboş duruyordu, demek ki yapısal sorunları varmış.

    Perran Su | 17 Aralık 2007

  2. Liman Han üstüne bir temsil görevi almış gibi sanki. Tarihi değerlerimizin yeterince korunamaması bir realite. Ama bunun gerçek sebebi nedir acaba? Niye bu ülkede tarihi çevrede yapılar kendi kaderine terk edilir, bulunduğu yerde yok olur. Bence YAN YATAN sadece Liman Han değil, bizi çevreleyen mevcut korumacılık fikriyatı. Düşünmeye değmez mi?

    serhat yılmaz | 18 Aralık 2007

  3. orayı İTO mu almaya çalışmış, ilginçmiş hiç bilmiyordum. keşke alsa ve bir tesis yapmaya çalışsa da kurtulmuş olur böylece. bazılarına sorsanız işte yatırımcı rant için tarihi eseri bozar, yıkar falan. böyle yapanlarda vardır belki ama tarihi bir yapının bugün tekrar işlev kazanması ve doğru bir restorasyon geçirmesi pahalı bir iştir ve bu iş kendi ramızda tartışarak gerçekleşmez. benim düşüncem esasında tarihi bölgelere doğru dürüst, kültüre de saygılı bir yatırımcının çeilememesidir. yahut ta yatırımcıların bu çileli alanı tercih etmemeleri işi buralara kadar getirmiştir. yana yatma sorunu binanın çözülemeyebilir, fakat eğer cephe de askıya alınamazsa cephenin önemli parçaları sökülerek yeniden yapılacak binaya taşınabilir. istensin yeterki.

    mehtap arlı | 18 Aralık 2007

  4. Liman Han gerçekten önemli bir yapı. Birinci öncelik onu şu andaki durumundan kurtarmak olsun. İkinci öncelik artık İstanbul’un en önemli tarihi ve turizm merkezi olan bu bölgede bunun gibi yapıları tertemiz yüzleriyle ve içleri çağdaş kullanımlarla bir anlamda ülke kültürünün vitrini olsun. Roma gibi, Prag gibi. O sayın korumacı kişiler “dünyanın neresini” acaba esas alıyorlar bilmek mümkün değil. Fakat birlikte yaşadığımız dünya değil herhalde.

    Muhittin Okur | 18 Aralık 2007

  5. Bugün tek tek ayakta durduğunu düşündüğümüz tarihi yapılara baksak bir çok yapı taşıyıcı elemanlarını kaybetmiştir. Hepsinin döşeme ile duvar bağlantıları neredeyse buhar olmuş, sıkışarak arada durmaktadırlar. Bir fizik kuralıyla açıklayayacağınız erimelere tanık olabilirsiniz. Artık bir yapıya restorasyon için girişildiğinde yepyeni bir taşıyıcı sistem analizi gerekiyor ve yeni bir sistem kurulması zorunlu. Mevcudu onararak, sağını solunu sıvayarak yapıları ayakta tutmak imkansız. Tabi bu konuları gerçekten tarihi yapıların içinde onların gerçek sorunlarıyla yüzleşenler ortaya koyabilir. Bu çileli ve süprizli yolun içinde olmayanların “şöyle korunsun böyle korunsun” lafları çok bir anlam taşımıyor. Esas olan korunacak olan varlığın kendisidir. Liman Han sizin gösterdiğiniz kadarıyla böyle bir yapı ve sorunları var. Korumacılık lafzı üerine hayatlarını dolduranlara makalenin bütününde pek güzel sorular yöneltmişsiniz. Şu kadarını söylemek isterim, bir yapının nasıl korunacağı geniş bir alanda tartışılabilir ve şartlara göre çok farklılıklar gösterebilen bir konudur. Öyle ancak şu şekilde olur, öyle yapmazsanız “dünyanın neresinde var” diye ayıplanamaz, bu kadar basit bakılmaz bu konulara. Belki de yapacağınız şey yahut geliştirilen yöntem dünyada ilk de olabilir.

    Kazım Oduncuoğlu | 23 Aralık 2007

  6. Kazım Bey, yapının sorunları üzerine düşünülerek ve tarihi yapının geçirdiği haraplığı hesap ederek söylenmiyor o tür ifadeler. Toplum karşısında ister istemez bir üst dil, genel doğrulardan teşkil edilmiş jargon oluşuyor ve bazı öğretim üyeleri, bir kısım kurul müdavimleri ve oda temsilcileri bu söyleme alışıyorlar. Sonra daha aşağısını söyeleyemez duruma geliyorlar ve bildiğimiz lafları duyar oluyoruz işte. Al sen yap desen acaba yanıtları ne olur bilinmez. Yapabilirler mi ayrı konu. Ya da şimdiye kadar konuştukları konular üzerine ytaptıkları birşeyler var mı, hak getire. Durum budur yani, koruma üzerine kahramanca söz söylemeyeni duymadım.

    sibel uz | 24 Aralık 2007

  7. Merhaba, aslında tarihi çevre içinde sokaklarımızı dolaştığımızda Liman Han gibi kötü durumda olan yüzlerce bina ile karşılaşabiliriz. Bu arada Liman Han hem bu kadar önemli bir yapı olmasına ve yine oldukça işlek bir bölgede bulunması sebebiyle sahiden zor durumda, bu açıkça görülüyor.

    Şöyle Mısır Çarşısı yanından İMÇ bloklarına kadar ana caddenin bir paralel sokağından yürürseniz yüzlerce tarihi eserin perişan, bozulmuş, kötü kötü eklenmiş halini görür ve esas olarak İstanbul’un en yoğun ve ticaret alanı olan bu bölgesinde niye bu yapıların kullanılmadığını, bakımsız kaldığını, giderek niye yok olduğunu sorgularsınız. İster istemez, mimarsanız çare yok.

    Sıra sıra onlarcası bitip tükeniyor. Üstelik sit alanı, hani yaygın bir değimle ‘çivi çaktırılmıyor’. Tarihi nitelikte tescilli yapılar ‘koruma altına’ alınmış, bunları mülkünüz bile olsa ykıp yerine başka birşey yapamıyorsunuz. Buraları ‘korunuyor’ sözde ama içinde yaşantı bitiyor, yerinde eriyor, kendiliğindedn yanıyor, çöküyor,….Asıl soru budur galiba. Şimdi bu soruya hiç yanaşmadan diğer konular üzerine ‘kamu yararı’ ana fikirli konuşmalar yapmak, dha küçük detayları büyütülecek tartışmalar yürütmek vakit doldurmaktan başka bir anlam taşımaz. Ayrıca dolan vakit yine kamunun vaktidir.

    Mimarlığın ve yaratıcı düşüncenin sorunsalı olduğu durumlarda konu elbette ortada kalmaz ve belli bir çözüme ulaşır. Mimarlık toplumsal kültürden de, onun tarihi koruma ödevinden de, değişen hayatın kendini yenileyen koşullarından da etkilenir, karşılık verip onları da etkiler. Mimarlığı “tarih bozucu”, “kültür karşıtı” görmeye kendinizi koşullamıyorsanız ve etik dersler vermeyi vazgeçilmez misyon olarak görmüyorsanız, bu alanda tartışarak çok engel aşılır. Tartışma sadece sözel platformda olmak zorunda da değil ayrıca. Her önerme, her proje, her yeni fikir zaten bu ortamda tartışmayı zenginleştiren bir unsur olarak var olur.

    Tehlikeli olan doğmatizmdir. Ya da doğmatizmin kılık değiştirmiş diğer biçimleri.

    Liman Han umarım kötü bir süprizle birgün kendi kendine yıkılıvermez. Ama Vedat Beyin bu önemli yapısı yeniden kullanılır olmayı çoktan haketmiş durumda.

    Saygılarımla

    Hasan Kıvırcık | 24 Aralık 2007

  8. Hayır hayır, ben de radikal olmak istiyorum. “YAPILAR KORUNMALIDIR” hem de orijinal haliyle, hepsi yerinde, hiç değişiklik yapmadan, aurasını bozmadan, işlev falan dinlemem, herşey yerinde kalsın. Nasıl mı kullanacaksınız? Adı üstünde kardeşim tarihi yapı bunlar, tarihimize uygun biçimde tabi. Müze olabilir çokçası. Her türlü değişikliğe karşıyım. Eklentisi varsa yıkılsın sadece, tamir edilisn. Liman Han’ın durumu biraz kötülemiş ama Piza Kulesi’ni bile yandan beton enjeksiyonu ile bir kaç derce kaldırdılar. Buna da onu uygulasınlar. Bunu da diriltsinler. Hem İTO yapcaksa para vardır nasıl olsa. KORUMA işinde TAVİZ olmaz.

    Cem Ersevil | 25 Aralık 2007

  9. Liman Han bir sabah gümbürtüyle kendi kendine yıkılsa veyahut şu 4.8 li 5.1 lik yoklamalarda aşağı inse bunun bir sorumlusu var mıdır? Pek yakında konumlanan kurulun ve çok kıymetli üyelerinin ‘derin’ üzüntülerini şimdiden merak ediyorum. Bu kaybedilen tarih değil mi? Sivil toplumcular, bu bina bir mahalle büyüklüğünde ve Bizansın, Osmanlının, Cumhuriyetin İstanbul’unun en mühim yerinde. Niyte bunun için kent sayfası ve yazıları yazanlar hiç konuşmamışlar şimdiye kadar. Piza kulesi formunu alsın daha turistik olur diye düşünüyor olabilirler mi acaba?
    Saygılarımla

    fatih erkin | 16 Mart 2008

  10. Liman Han için kılını kıpırdatmayan kurul başka yerler için ne söylerse söylesin benim için bir anlam ifade etmez artık. Ağdalı laflar değil, icraat istiyoruz. Yan yatmış işte görülüyor, yere mi düşmesini bekliyorsunuz?
    Bekleyelim hep beraber, çok uzak değildir nasıl olsa.

    orçun kuzey | 7 Nisan 2008

  11. Bağdat Caddesinde Suadiye’de cadde üzerinde çok güzel bir ahşap köşk var. Yapı korkunç durumda. Belli ki sahipleri yapının yokolmasını bekliyorlar ve gördüğüm kadarıyla çok yakında yok olup gidecek.
    Tarih, kültür deyince mangalda kül bırakmayan oda yöneticileri siz bu yapı için ne yaptınız? Yoksa biz sadece davalar açarız gerisi bizi ilgilendirmez mi diyorsunuz hala? Avukatın açtığı, takip ettiği davanın seçim rantını babam da yer, ama yokolma devam eder gider. Sizin katkınız ne mimarlığa, korumaya hele bir açıklayın.

    Ali Ersin | 9 Nisan 2008

  12. Eğilmiş yana yatmış, bu yapı böyle dururken koruma kurulları bunu bırakıp hemen yanı başında kendi tarihi (ama üstünde ilave katı olan) binalarında görev yapıyorlarsa bence bizim koruma politikamız yok demektir.

    candan metin | 14 Nisan 2008

  13. bence bir an önce müdahale edilmeli

    nevin örnek | 17 Nisan 2008

  14. Eminönü gibi bir yerde altın değerinde. Mutlaka bir teknik geliştirilip restore edilmelidir.

    semra güler | 17 Nisan 2009

  15. herşey güzel ama benim bursa ile ilgili araştırmam varda :D

    esra | 17 Nisan 2011

  16. Böyle bir yerde nasıl yıllardır sahipsiz bırakıldığını anlamış değilim. Avrupa da olsa on kere eğikliği düzeltilmişti.

    Cumali Kırmızı | 17 Nisan 2012

  17. Buraya sahip olan kurumun para sıkıntısı olduğunu zannetmiyorum. Kendisi büro olarak kullanmayacaksa bile kamusal olarak toplumun faydasına bir fonksiyon belirleyerek burayı projelendirip restore edebilir.

    Gülten Işıkçı | 17 Nisan 2013

  18. İTO yan yatan şeyleri seviyor.Eminönü kampusu arazi kategorinde 1. derece tehlikeli eğime sahip..denizdolgusu üzerine yapılı. yamuk mamuk ama paylaşılamıyor.

    Mahmud Akif | 9 Temmuz 2016

  19. Bır an önce vicdan varsa yikilmali

    Evet, | 21 Ağustos 2018


Yorum yazmak için


Kadim yerleşimlere ‘Şehir’ derim.. Planla yapılanlara ‘Kent’..

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org




Türkiye'nin Lider Yapı Platformu