Sinan globalleşmiş bir mimardı |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Sinan globalleşmiş bir mimardı
Share 9 Eylül 2007

Sanat tarihçisi Gülru Necipoğlu’nun çok ilginç bir tespiti var: “Mimar Sinan bugünkü anlamıyla globalleşmiş bir sanatçıydı. Çünkü bazı eserlerin burada çizilip mesela Şam’da uygulandığını biliyoruz. Mekke’de yapılacak bir yapıt için malzemeler İstanbul ve İskenderiye üzerinden oraya gönderiliyor.”

Bugünlerde patlak veren “Mimar Sinan abartıldı” polemiğini şaşkınlıkla izleyen biri var: Harvard Üniversitesi Mimarlık ve Sanat Tarihi Bölümü’nde Ağa Han Kürsüsü Başkanı Profesör Gülru Necipoğlu.

Necipoğlu’nun, 2005’teki son kitabı “Sinan Döneminde Mimarlık Kültürü” dünya sanat çevrelerinde büyük ses getirmişti.

Yakında Bilgi Üniversitesi’nden Türkçe yayınlanacak kitap tam 10 yıllık bir çalışmanın ürünü. Washington’daki “Türkiye Araştırmaları Kurumu”nun iki yılda bir verdiği “Fuat Köprülü Kitap Ödülünü” kazanmış.

Yaz tatilini İstanbul’da geçiren Gülru Necipoğlu ile Boston’a doğru yola çıkmasından birkaç gün önce konuştuk

Profesör Necipoğlu kitabı için, İstanbul’da Başbakanlık ve Topkapı arşivleri, Ankara’da Vakıflar arşivinde, Venedik, Viyana ve Paris’te çeşitli arşivlerde Mimar Sinan dönemiyle ilgili bir “dedektif” gibi iz sürmüş.

Hem mimarın kendisi, hem dönemiyle ilgili yüzlerce belgeye ulaşmış.

Bu yüzden Prof. Uğur Tanyeli’nin “Mimar Sinan’ı 1890’lardan başlayarak muhayyel bir kimlikle inşa ettik. Oysa hakkında bildiklerimiz üç daktilo sayfasını geçmez” sözlerini şaşkınlıkla karşılıyor.

Necipoğlu “Sadece Divan’dan Sinan’a yönelik talimatlar bir kitap olur. Yanlış da anlaşılmış olabilir” diyor.

Şimdiye kadar yayınlanmış en kapsamlı Mimar Sinan kitabının yazarı olarak daha geçenlerde Hollanda televizyonunun Mimar Sinan üzerine bir belgeselinde yer almış.

“Hollandalılar gelip beni buldu. Kitabı okuyup çok etkilenmişler. Sanki değerlerimizin daha çok farkındalar” diyor buruklukla.

MURANO ADASI’NA KANDİL ISMARLANMIŞ

Peki Necipoğlu’nun kitabı neden böylesine ses getirdi?

Necipoğlu, mimarın, yaşamından, eserlerinden ziyade yaşadığı dönemi tarihi, sanatı, kültürüyle daha geniş bir perspektiften karşılaştırmalı olarak ele almış.

Rönesansın önemli mimarlarından Palladio, dahi sanatçı Michelangelo ile karşılaştırmalar var kitabında.

“Michelangelo sizce Mimar Sinan’ı izliyor muydu” sorusuna şu cevabı veriyor:

“Kesinlikle izliyordu çünkü Roma’da San Pietro’nun kubbelerini yaptığı dönem Süleymaniye Camii’nin yapılış dönemine rastlıyor. Başından beri San Pietro, Ayasofya ile rekabet halinde. Michelangelo, İstanbul’da sadece Ayasofya’ya bakacak değildi. Hem Sinan, hem o dönemde kubbeli mimari eser yapanlar birbirlerini yakından izliyordu.”

Gülru Necipoğlu, belgelere dayanarak Rönesans döneminde Osmanlı ile İtalya’nın nasıl etkileşimde olduklarını ortaya koymuş: “Venedik 15. yüzyıldan itibaren Beyoğlu’ndaki temsilciliğinin mektupları vasıtasıyla İstanbul’da, Osmanlı İmparatorluğu’nda olup bitenlerden istikrarlı bir şekilde haberdar olmuş” diyor.

İncelediği belgelerden ilginç bir örnek anlatıyor: “Venedik arşivlerinde, Mimar Sinan’ın bir binası bittiğinde mutlaka Murano Adası’ndan kandiller ısmarlandığını tespit ettim.”

ŞEHZADE’DE MİMARLIK OFİSİ

Mimar Sinan nasıl, kimlerle çalışmış? Bunları merak ediyorum.

Gülru Necipoğlu, ünlü mimarın ofisinin Şehzade ile Süleymaniye arasında bir yerde olduğunu tahmin ediyor.

Topkapı Sarayı’nda da çalıştığı, burada bir mimarlık ofisi olduğu arşivdeki belgelerde yer alıyormuş. En az 40 tane “hassa mimarıyla” ortaya koyduğu 300’e yakın eseri var Mimar Sinan’ın.

Çok ilginç bir şey daha söylüyor: “Mimar Sinan bugünkü anlamıyla “globalleşmiş bir sanatçıydı. Çünkü bazı eserlerin burada çizilip mesela Şam’da uygulandığını biliyoruz. Mekke’de yapılacak bir yapıt için malzemeler İstanbul ve İskenderiye üzerinden oraya gönderiliyor.”

Mimar Sinan’ın izlerine Balkanlar’da ya da Kudüs’teki Kubbetül Sahra Camii’nin renovasyon çalışmalarında rastlamak mümkün.

“Topkapı Parşömeni” modern tasarımda kapışılan kitap

Gülru Necipoğlu söyleyince şaşırmadım değil. Arapça, Farsça, Osmanlıca, Fransızca, İtalyanca, İngilizce, Almanca biliyor. Bu sayede birçok ülkede arşiv araştırmalarını sürdürebiliyor.

10 yıllık aralıklarla yayınladığı üç kitabı ve sayısız makaleleri var. Türkçe’ye çevrilmiş “15. ve 16. yüzyılda Topkapı Sarayı”, “Mimar Sinan” ve “Topkapı Parşömeni.” Necipoğlu, Topkapı Sarayı’nda yakın işbirliği yaptığı eski müdür Filiz Çağman’ın tavsiyesi üzerine 30 metrelik parşömenlerle ilgilenmiş. Söz konusu parşömenler İslam mimarisinde geometri ve süs sanatıyla ilgili. Matematik ilminin nasıl mimarda uygulandığını gösteriyor bir anlamda.

1995’te Getty Müzesi tarafından basılan kitabın önemi şu: İçersindeki geometrik dizaynlar günümüz mimarlarına, sanatçılarına ilham kaynağı oluyor. Hatta kitap öylesine kapışılmış ki şu anda piyasada bulmak mümkün değil. Necipoğlu “İnternet ortamında “kullanılmış kitap” olarak 1000 dolara alıcı buluyor” diyor.

Gila Benmayor
Kaynak: Hürriyet

3 Yorum
  1. MİMAR SİNANIN HAYATINI MERAK EDİYORUM. VE MİMAR SİNAN
    KAÇINDA DOĞDU VE KAÇINDA ÖLDÜ MERAK EDİYORUM. HAYATI
    NASIL GEÇTİ.

    ceren | 15 Aralık 2008

  2. Mimar Sinan (1489 – 17 Temmuz 1588)

    Türk, mimar. Dünyanın en büyük yapı sanatçılarından biridir. Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588’de İstanbul’da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi’nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama uyarınca 1512’de devşirilerek İstanbul’a getirildi. Orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı’na verildi, 1514’te Çaldıran Savaşı’nda 1516-1520 arasında da Mısır seferlerinde bulundu. İstanbul’a dönünce Yeniçeri Ocağı’na alındı.

    I. Süleyman (Kanuni) döneminde 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferlerine katıldı, subaylığa yükseldi. 1526’da katıldığı Mohaç seferinden sonra zemberekçibaşı (baş teknisyen) oldu. 1529’da Viyana, 1529-1532 arasında Alman, 1532-1535 arasında da Irak, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bu son sefer sırasında Van Gölü’nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması üzerine kendisine haseki unvanı verildi. 1536’da Pulya (Puglia) seferlerine katıldı. 1538’de yer aldığı Karabuğdan (Moldovya) seferi sırasında Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekti. Bir yıl sonra mimar Acem Ali’nin ölümü üzerine onun yerine sermimaran-ı hassa (saray baş mimarı) oldu. Günümüzdeki bayındırlık bakanlığına eş düşen bu görevi ölümüne değin sürdürdü.

    Mimar Sinan, Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu çağda yaşamıştır. I. Süleyman (Kanuni), II. Selim ve III. Murat olmak üzere üç padişah döneminde mimarbaşılık etmiş, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında birinci derecede rol oynamıştır. Etkisi ölümünden sonra da sürmüş, her dönemde saygınlığını korumuştur. Atatürk ona ilişkin bilimsel araştırmaların başlatılmasını, onun bir heykelinin yapılmasını istemiştir. 1982’de İstanbul’daki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi çekirdek olmak üzere oluşturulan yeni üniversiteye onun adı verilmiştir. Sinan’ın yetişmesine ilişkin doyurucu bilgi yoksa da, dülgerliği Acemi Oğlanlar Ocağı’nda öğrendiği sanılmaktadır. Acemi Oğlanlar, başka işlerin yanı sıra yapı işlerinde de görevlendirilirlerdi.

    Sinan daha sonra ordunun yapı gereksinimini karşılayan birimlerinde görev almış, buradaki çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Gerek ordunun bu birimleri tarafından usta-çırak ilişkisi içinde gerçekleştirilen yapım ve onarım çalışmaları, gerek orduyla birlikte gittiği yerlerde görme olanağı bulduğu yapılar, Mimar Sinan’ın eğitiminin parçası olmuştur. Çeşitli kaynaklara göre Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam olmak üzere sayılamayanlarla birlikte üç yüz elliyi aşkın yapı gerçekleştirmiştir.

    Elli yıla yakın bir süre!Osmanlı İmparatorluğu’nun mimarbaşılığını yapmış olmasına karşın, bunların hepsini onun tasarlayıp uygulamış olduğunu söylemek güçtür. Çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere imparatorluğun her yanına dağılmış bulunan bu yapıların bir bölümünü öğrencileri ya da ona bağlı mimarlar örgütü yapmış olmalıdır. Bunların arasında onarımlar da vardır. Bu tür sayılar Sinan’a gösterilen saygıyı ortaya koyar. Onun asıl önemi, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle Osmanlı-Türk mimarlığını “klasik” olarak adlandırılan doruğuna ulaştırmasındadır.

    Sinan mimarbaşılığından önce de askeri amaçlı olmayan yapılar tasarlamış ve uygulamış olmalıdır. Ama ilk önemli yapıtı İstanbul’da ki Şehzade (Mehmed) Camii’dir. Kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu cami, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülüdür. Dış görünüşlerin kitlesel etkisi azaltılmış, içerde ise daha aydınlık bir mekân oluşturma yoluna gidilmiştir. Onu izleyen Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii’nde ise yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekân araştırılmıştır. Osmanlı-Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri Süleymaniye Camii ve Külliyesi’dir. Sinan kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı bu yapıda İstanbul’daki Bayezid Camii’nde kullanılan taşıyıcı sistemi yinelenmiş, dört ayak üstüne oturan kubbeyi giriş-mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.

    Bu, Ayasofya ile ortaya atılan strüktür sorunun, onun tarafından bir kez daha ele alınışıdır. Süleymaniye, darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan’ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenlemedir ve Türkler’in dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneğidir. Kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Yapı bu düzenden gelen bir dinginlikle, İstanbul’un Haliç’e bakan tepelerinden birinde yer alır. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu Süleymaniye, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alınmıştır. Yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiş olması Sinan’ın mimarlıkta olduğu kadar örgütleme alanındaki dehasını da ortaya koyar. Yapının yapıldığı döneme ışık tutan muhasebe defterleri de günümüze kalmıştır. Sinan yapı ile çatı örtüsü için en yetkin taşıyıcı sistemi, en yetkin biçimi bulmak yolunda deneyler yapmış, hatta zaman zaman geçmişte kullanıp sonra terkedilen yöntemleri yineleyerek bunların nasıl ileri götürülebileceğini araştırmıştır. Kimi zaman bu tür deneyleri birbirine koşut olarak sürdüğü de görülür.

    İstanbul’daki Sinan Paşa Camii gibi kimi yapıları, kubbeyi altıgen bir plana oturtmayı denemesiyle Edirne’deki Üç Şerefeli Cami’yi anımsatır. Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nde olduğu gibi ana mekânı tek bir kubbeyle örten camileri, erken Osmanlı dönemi camilerini düşündürür. Denemelerinin en ilginçlerinden biri gene İstanbul’daki Piyale Paşa Camii’dir. Burada kökenleri erken Osmanlı döneminden de önceye giden ve yapıyı çok sayıda küçük kubbe ile örten çok ayaklı cami şemasını ele almıştır. Bütün bu deneyler onu başyapıtlarından birine, Edirne’deki Selimiye Camii’ne götürdükleri için önemlidir.

    Sinan ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu camide daha önce İstanbul’daki Rüstem Paşa Camii’nde çözmeye çalıştığı bir sorunu, yani kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma düşüncesini uygulamıştır. Böylece, taşıyıcı ayaklar incelmekte, yükleri ileten öğelerin küçülmesiyle de kubbe, yapıdaki en önemli mekân belirleyici öğe durumuna gelmektedir. Sinan burada 31 m’yi geçen çapıyla en büyük kubbesini gerçekleştirmiştir. Külliye’nin öteki yapıları camiye göre arka planda tutulmuştur. Selimiye, strüktüründen mekân oluşumuna, oranlarından süslemelerine kadar Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıttır.

    Sinan, öteki yapıtlarında da araştırıcılığını sürdürmüştür. Türbeleri buna örnektir. Şehzade Mehmet Türbesi’nde dilimli kubbe kullanmış, alışılmadık ölçüde süslü bir yüz düzenlemesine gitmiştir. Kanuni Süleyman Türbesi’nde de iç mekân ile dış görünüş arasında bir denge kurmak amacıyla örtü olarak, Osmanlı-Türk mimarlık geleneğinde çok sık kullanılmayan çift yüzlü kubbeyi seçmiş, iç kubbeyi yapının içindeki ayaklara, dış kubbeyi de dış duvarlara taşıtmıştır. II. Selim Türbesi’nde ise geleneksel altı ya da sekizgen plan yerine, yapı öğeleri arasında karşıtlık yaratan, köşelerin kesik kare planını seçmiştir. Sinan’ın, denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü gözlenir. Her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştırmıştır.

    Yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmamış, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelmiş, böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilmiştir. Sinan’ın yapıları mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da önem taşır. Bu nedenle “ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı” diye anılmıştır. Yapılarının çoğunun 400 yıl sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.

    Sinan’ın mühendis yanı su yollarıyla köprülerinde ortaya çıkar. Bunlarda zamanının sahip olduğu tüm mühendislik bilgilerini uygulamış, hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar gerçekleştirmiştir. İstanbul’un su sorununu çözmekle görevlendirilmiş, bentleriyle, tünelleriyle, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla uzunluğu 50 km’yi aşan ve Kırkçeşme adıyla bilinen su yapılarını gerçekleştirmiştir. Süleymaniye Külliye’sine 53 milyon akçe harcanırken Kıkçeşme yapılarına 43 milyon akçe harcanmış olması da zamanında bunlara verilen önemin bir başka göstergesi olmaktadır.

    Sinan, köprülerini de en az öteki yapıtları kadar önemsemiş, toplam uzunluğu 635,5 m’yi bulan Büyükçekmece Köprüsü ile sağlam olduğu kadar güzel de olan bir yapıt diye övünmüştür. En geniş açıklığı örtecek kubbeyi, en ince ve uzun minareyi araştırmak, böyle bir minaredeki şerefelere birbirleriyle kesişmeyen üç merdivenle çıkmayı denemek, bu mühendislik dehasının yaratıcılığını ortaya koyan örneklerdir. Mimarlık, kimi zaman, içinden çıktığı toplumun genel yapısıyla uyum içinde olan bir bütünlüğe erişir. Bu, kendi gününün gereksinmelerini kendi olanaklarıyla karşılayan, ama geçmişin deneyim ve anılarını da içeren bir bireşimdir.

    Yapı gereçleri, yapım yöntemleri, elde edilen biçimlerle ve onlar da yerel-iklimsel koşullarla uyum içindedirler. Bunları birbirlerinden ve içinde bulundukları toplumsal koşullardan soyutlamak olanaksızdır. Ortaya çıkan biçimler toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenen simgelere dönüşür. Toplumu neredeyse yapılarıyla özdeşleştirmek olasıdır. Bu yalnız belli bir yere ve çağa özgü, başka bir benzeri olmayan bir mimarlık demektir. İşte Mimar Sinan böyle bir süreç içinde yer almaktadır. Tek tek yapıtlarından çok, mimarlığı uyumlu ve kendi içinde tutarlı bir bireşime götürme yolundaki çalışmalarıyla önem taşır.

    Osmanlı-Türk mimarlığı onunla birlikte bireşim sürecini tamamlamış, arayış aşamasından klasik dönemine geçmiştir. Bu geçiş, biçim olarak kubbeyi, düzenleme ilkesi olarak da merkezi planlı yapıyı anıtsal bir mimarlığın en önemli öğesi olan kubbeyi ve ona bağlı taşıyıcılar sistemini en yalın ve açık biçimde kullanıp onu anıtsal mimarlık düzenlemelerinin çekirdeği durumuna getirmek Osmanlı-Türk mimarlığının dünya mimarlığına bir katkısıdır. Böylece hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde olan, Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı-Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkmıştır.

    Bu, yapıya katkıda bulunan öteki sanatları da etkilemiş, imparatorluğun her yerinde ki yapı eylemleri için yol gösterici olmuştur.

    uğur | 20 Aralık 2008

  3. çok güzel eserler

    seval | 24 Aralık 2008


Yorum yazmak için


Yaren ÇOLAK     İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Bakırköy Meydanı, Salacak kıyıları ve Taksim Meydanı’nda uygulanacak projelerin halk tarafından belirlenmesi için başlattığı oylamanın yankıları sürüyor. ‘Taksim Kentsel Tasarım Yarışması’ için ilk üçe giren tasarımlar için oylama 12 Kasım’da tamamlanacak. Ancak hazırlanan projelere itiraz eden de var, bunu olumlu bulan da. “Meydan, ağaçların altına gömülmüş” diyen […]

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org




Türkiye'nin Lider Yapı Platformu