17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi’nden Bugüne Sempozyumu |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi’nden Bugüne Sempozyumu
Share 16 Ağustos 2007

15 Ağustos, Çarşamba günü, 17 Ağustos Depreminin 8. yıl dönümü dolayısıyla TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi önderliğinde, “TMMOB Kent Sempozyumuna Doğru” etkinliği kapsamında bir sempozyum düzenlendi. Oturum başkanlığını TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe’nin yaptığı ilk oturumda, Prof. Dr. Gülay Altay, Prof. Dr. Mustafa Erdik, Prof. Dr. Atilla Ansal, başkanlığı Murat Gökdemer’in yaptığı ikinci oturumda ise, Prof Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Murat Balamir, Prof. Dr. Betül Şengezer ve Depremzedeler Derneği Başkanı, Av. Ayşegül Şenol yer aldı.

İstanbul Deprem Haritası

Açılış Konuşmasını yapan Cemal Gökçe, sempozyumun amacının, 1999 depreminden bugüne neler yapılabildiğini tartışmak olduğunu kaydetti. Bunun ardından afet ve risk yönetimi için takip edilmesi gereken işleri şöyle sıraladı: Afet öncesi, afet sırası ve afet sonrası yapılacak işler. Afet yönetiminde öncelikle, afete hazırlanmanın önemli olduğunu vurgulayan Cemal Gökçe, zarar azaltmaya önem verilmesi gerektiğini, ardından müdahalenin ve iyileştirmenin yapılması gerektiğini açıkladı.

1900 – 1999 arasında, Anadolu’da 149 hasar yapıcı deprem yaşanmış, her yıl ortalama 6000 bina yıkılmış olmasına, her yıl ortalama 982 yurttaşın deprem sebebiyle hayatını kaybetmesine rağmen, gündeme getirilen çeşitli yasal çerçevelerin bile etkili bir şekilde kullanılmadığını belirten Gökçe, düşünp daşınmadan, kamu yararı gözetmeden yapılan özelleştirmelere, rant amaçlı projelere, katılımsız yapılan planlara karşı olunması gerektiğini söyledi . Bununla birlikte, “kişisel, kurumsal sorunları bir kenara bırakalım ve hep birlikte halkın bilinçlendirilmesi için çalışalım, depremin önemsenmesi için, hükümetlerde büyük baskı yaratalım.” şeklinde konuştu.

İlk oturumun, ilk konuşmacısı olan Prof. Dr. Gülay Altay, sempozyumda, “Depreme hazırlıkta kritik konular” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.

Altay’ın bahsettiği kritik konular, ulusal koordinasyon, lisansüstü eğitim ve halkın eğitimi, depreme dayanıklı yapılaşma, araştırma ve teknolojik projeler şeklinde sıralanıyor.

Ulusal koordinasyonu sağlamak amacıyla, başbakanlığın 1999 yılında bir Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, kurmuş olduğunu belirten Altay, bu müdürlüğün amacının, deprem başta olmak üzere, afetlerin koordinasyonunu sağlamak olduğunu açıkladı. Altay’ın bahsetmiş olduğu müdürlüğün görevleri arasında, acil durum yönetim merkezleri kurmak, onları koordine etmek, afete karşı alınabilecek önemleri incelemek, ve STKların faaliyetlerini izlemek bulunuyor. Bunun dışında, haberleşme, yardımlaşma ve STK’lar ile ilişkiler kurmak da bu müdürlüğün görevleri arasında. Altay, Sivil Savunma’nın da ulusal koordinasyona dahil olduğunu da anlattı. Valiliğin de ulusal koordinasyonun bir parçası olduğunu belirten Altay, valiliklerde, 2000 yılında afet yönetim merkezi oluşturulduğunu açıklıyor ve bu merkezin, hazırlık, acil müdahale ve iyileştirme konularında çalıştığını söylüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin neler yaptığına değinen Altay, AKOM, İstanbul Master Planının, Mikro bölgelemelerin yapılmasının ve Üniversitelerle ortaklaşa araştırma projelerine girişilmesinin önemli olduğunu belirtiyor.

Bunun ardından, Altay, lisansüstü eğitimde, risk yönetimi, deprem, afet yönetimi gibi konulara ağırlık verilmesini, depremle mücadelede önemli bir girdi olabileceğini belirtiyor.

Gülay Altay, bilim adamlarının, depremden neler öğrendiğini şu şekilde sıraladı:

– Depremler, öngördüğümüzden daha büyük olabilir.

– Binalarda, performansa dayalı yapı tasarımı önemlidir

– Depremden gelen enerji ve absorbe edilen enerji dengesi oldukça önemlidir.

Öneriler:

  1. Depremle ilgili çalışmalar yapan kurumların koordinasyonu, tekrarları önlemek ve kaynakları verimli kullanmak için şarttır.
  2. Afet riskini azaltma, kalkınma politikası program ve uygulaması kapsamına alınmalı.
  3. Afet riskini azaltma plan ve uygulamaları sürdürülebilir olmalı.
  4. Deprem şurası önemlidir ve uygulanması aksamamalıdır.
  5. Üniversiteler, programlarına, depremle ilgili uzmanlıklar eklemelidir.
  6. Acil durum yöneticisi, afet yöneticisi, deprem mühendisi için gerekli talep vardır.
  7. Halkın zarar azaltma bilincine erişebilmesi için bilgilenmesi gereklidir.

Sempozyum’da Prof. Dr. Mustafa Erdik, “İstanbul’da Deprem Riski ve Azatlımı” isimli sunuşunu yaptı. Erdik, sunumunda, mevcut tehlike ve riskin belirlenmesi, arttırılmaması, azaltılması ve riskin transferi konularının önemli olduğunu belirtti.

Depremin 30 yıl içerisinde oluşma olasılığının %65 olduğunu, Yalova’nın ise, oldukça yüksek tehlike içeren bir bölge olarak karşımıza çıktığını açıklayan Erdik, İstanbul’un Tsunami gerçeğiyle de karşı karşıya kaldığının altını çizdi. Erdik, yaşanacak şiddetli bir deprem sonrasında, Tsunami’nin, Marmara tabanında yaşanabilecek heyelanlar dolayısıyla oluşma ihtimalinin olduğunu belirtti.

Ayrıca, Erdik, İstanbul Deprem Senaryosu geliştirilmesi kapsamında yapılan çalışmalardan bahsetti. Ana Marmara Fayında Mw 7.5 büyüklüğünde bir depremin meydana gelme olasılığı önümüzdeki 50 yıl içerisinde yaklaşık %50 olarak belirlenmiş olup, bu düzeyde deprem tehlikesine maruz diğer iki kentin San Francisco ve Tokyo olduğunu kaydetti.

İstanbul İçin Yapılan Deprem Senaryosu (Mw = 7.5)


Üç boyutlu Deprem Hareketi Benzeşimi


KAYIPLAR

– Çok Ağır Hasarlı – Yıkık 45,000 Bina (%5)

– 70,000 binanın ağır hasarlı

– 200,000 binanın ise orta hasarlı.

– 400,000 civarında acil barınma ihtiyacı olan aile

– Ortalama 40,000 civarında ölü (%0.4), 160,000 hastahane ihtiyacı olan yaralı

– Sadece bina hasarından kaynaklanan mali kayıp 11 Milyar ABD Doları.

– Toplam mali kayıp (Yapısal + Yapısal Olmayan + sosyo-ekonomik) 40 Milyar ABD Doları

Senaryoya göre, hasarlı binaların dağılımı

Olası en büyük kayıplar (şiddat bazlı)

Olası en büyük kayıplar (deplasman bazlı)

Erdik, ayrıca, 1999 yılında, İstanbul’da pek çok tarihi binanın zarar gördüğünü, ancak bunların çok büyük bir bölümüyle ilgili hiçbir çalışma yapılmadığını kaydetti.

Tarihi binaların dağılımı

Endüstriyel kayıpların da çok olacağını belirten Erdik, bunların azaltılması için şu önerilerde bulundu.

– Tesis – Sanayi Bölgesi Bazında Deprem Sakınım Planı

– Tehlikeyi Belirle – Riski Tahmin Et – Riski Azalt

– Birincil ve İkincil Riskler

– Deprem Sırasında Emniyetli Durdurma İşlemi

– Erken Uyarı – İşlem, Gaz, Yakıt, Elektrik Kesme

– Yangın / Tehlikeli Madde Sızması

– İş Kaybı –Pazar Kaybı Etüdü

– Sigorta

Erdik, konutlardaki zararın azatlımı için, güçlendirmeyi tavsiye etti.

Öncelikli güçlendirme bölgeleri

Ardından İsmep projesinden bahseden Erdik, köprülerin, viyadüklerin, okulların ve hastanelerin öncelikli olarak güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Ansal, sempozyumda “İstanbul İçin Deprem Senaryoları” isimli bir sunum yaptı.

Ansal, sözlerine bundan sonra İstanbul içinde yerleşilecek alanların ve yapılacak yapıların büyük önem taşıyacağını belirterek başladı.

Ansal ve ekibi, İstanbul’u belli büyüklüklerde hücrelere bölerek çeşitli senaryolar oluşturmuş. Böylece ortaya bir yapı stoğu çıkartılmış ve olası bir depremde yaşanacak hasarı ve can kaybını hesaplamak mümkün olmuş.


Olasılıksal deprem tehlikesi

Ansal’ın açıklamasına göre, İstanbul’daki 1 milyon binadan 700 bin tanesi betonarme. Şiddeti ve verdiği can ve mal kaybı değişiklikler gösteren 9 ayrı deprem senaryosuyla çalışan Ansal, binaların güçlendirilmesine büyük önem verilmesi gerektiğinin altını çiziyor.


Senaryolara göre hasar dağılımı

Çünkü Ansal’ın senaryolarına göre, yıkılacağı tahmin edilen binaları güçlendirip binalar üzerinde aynı analizler yapıldığında, can kaybı neredeyse sıfıra kadar inmiş oluyor.


Güçlendirme sonrası can kaybı oranı

Zeytinburnu Pilot Projesi

Prof. Dr. Atilla Ansal, Zeytinburnu pilot bölgesinde sondaj çalışmaları yapmış ve bu bölgede bulunan 15738 binayı, harita üzerinde 250×250 metrelik hücrelere bölmek suretiyle, 231 adet hücreye ayırmış.

Sonuç olarak aynı 9 deprem senaryosunun Zeytinburnu bölgesine de uygulanmasıyla, en kötü senaryoyla, 15738 binadan 649 tanesinin yıkılacağı hesaplanmış. Gene bu hesaplara göre, şayet belirlenen binalara güçlendirme uygulanırsa, can kaybı ve yaralı sayısında büyük azalma kaydediliyor.

Ansal’a göre, şehir planlama sürecinde deprem olasılıksal senaryolarıyla çalışmak büyük önem arz ediyor. Zeminin sınıflandırılması, bölgelerin yapı türlerine göre hücrelere ayrılması ve farklı senaryolarla çalışılması; buna bağlı olarak da gerekli güçlendirme çalışmalarının yapılması, olası bir depremde hasarı en aza indiriyor.

Bunun örneğini de İstanbul üzerinden veriyor. En kötü deprem senaryosunda, hesaplara göre İstanbul’da 23971 bina yıkılacak, 31521 kişi hayatını kaybedecek. Ancak binalara güçlendirme uygulandığı takdirde İstanbul çapında yıkık bina sayısı 1471’e, can kaybı ise 2000’e kadar düşüyor.

Sempozyumun ikinci bölümünün ilk konuşmacısı olan, İTÜ Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, yerel ve merkezî yönetime ateş püskürdü. Görür’e göre, 1999 Gölcük depremi, İstanbul’u tam anlamıyla “topun ağzına getirdi”. Gölcük depremi sonrasında, Kuzey Anadolu fay hattı kırıldı ve fayın Marmara tabanındaki devamına büyük bir enerji birikimi oldu. “240 senelik bir süreçte olması gereken, 55 saniyede oldu ve Kuzey Anadolu fayı 5,5 metre sola doğru yüklendi” diye açıklıyor Görür.

Kuzey Anadolu fay hattının tarihteki hareketlerini incelediğimizde, depremleri doğudan batıya doğru taşıdığı biliniyor. Görür, 1939’da Erzincan’da, 1967’de Adapazarı’nda, 1999’da Düzce’de gerçekleşen depremlere baktığımızda, bu tezin doğruluğunun da kanıtlandığını, sıradaki depremin, “İstanbul Depremi” olarak adlandırılan deprem olduğunu vurguluyor.

Fay boyunca inanılmaz miktarda su ve gaz çıkışı olduğunu belirten Görür, bu akışkanların fay ve depremle ilişkileri olduğunun, bu sebeple de Marmara denizi altına bir gözlem istasyonu kurulması gerektiğinin altığını çiziyor.

Marmara Denizi’nin tabanını haritalayan Naci Görür, depremlerin, bir anda ortaya çıkmadığını, günler, hatta haftalar önce yeryüzünün derinliklerinde başladığını söylüyor ve deniz tabanını incelemenin, gaz – su çıkışlarını takip etmenin de bu sebeple önemli olduğunu ekliyor.

Naci Görür’ün, sempozyumdaki konuşmasına daha ayrıntılı ulaşmak için tıklayınız.

Sempozyumun ikinci bölümünün ikinci konuğu olan Prof. Dr. Murat Balamir, “Afetler Politikasında Uluslar arası Yaklaşımlar ve Türkiye” başlıklı sunuşunu yaptı.

Balamir, deprem sonrasındaki acil durum ortamında “tespit çalışması bile yapamayacaksınız, sigortalar tazminatlarını ödeyemeyecek. Belki bunlar ikincil önemde konular, ama daha acil olarak arama – kurtarma işlemlerini yapamayacaksınız, öyle kadrolarınız yok. Ölülerinizi defnedemeyeceksiniz, yaralılarınızı hastaneye kaldıramayacaksınız, molozları bile kaldıramayacaksınız. Bu liste uzayıp gidebilir. Acil durum ortamıyla ilgili uzun boylu uğraşılara girmek bir anlam taşımıyor. O ortamı oluşturmamak için çaba harcamak gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Ardından, BM genel kurul kararlarını anlatan Balamir, risk azaltma yöntemlerinin, ya organlar halinde, ya da mevzuatın kendisine eklemlenerek kurumlaşmasının önemli olduğunu, düzenli kaynak aktarımı gerektiğini belirtti.

Balamir, Dünya’nın her yerinde, afetlerle ilgili çeşitli yasalarla, yeni düzenlemeler yapıldığını belirtti. Bunlardan en önemlisi ABD’deki Sakınım Yasası. Yeni araç, yöntem ve süreç öneren bu yasa, “sakınım planlaması” konusunu resmen tanımlıyor. Ancak, Bush dönemiyle birlikte, bu yasanın sağladığı “Sakınım Fonu”nun parası, “ulusal güvenlik” adı altında ABD’nin yaptığı savaşlarda kullanılıyor. Ermenistan’dan Japonya’ya ve AB’ye kadar, her yerde yeni yasalar çıkarılmasına rağmen, Türkiye’nin bu konuda gerilerde kalması oldukça büyük bir problem olarak karşımıza çıktığı belirtildi.

Tüm bu yurtdışıyla ilgili aydınlatmanın ardından, Balamir, afet konusunda katılımcı yönetim anlayışının “olmazsa olmaz” olduğunu, toplulukları harekete geçiren bir yaklaşıma derhal geçilmesini vurguladı.

Sempozyumun sondan bir önceki konuşmacısı Prof. Dr. Betül Şengezer’di. Şengezer, “Deprem Riski ve Kentsel Dönüşüm” başlıklı bir sunuş yaptı. Şengezer, sunuşta, planlama, kentleşme sorunlarına ve popülist yaklaşımlara değinirken, İstanbul Deprem Master Planı ve Zeytinburnu Pilot Projesi hakkında bilgi verdi.

Deprem Master Planının amacı, depremin yıkıcı etkilerini azaltmanın yanında, sürdürülebilir, yaşanabilir bir kent yaratmak ve yapılabilir bir plan ortaya koymaktı. Master Plan içerisinde, iki ayrı yaklaşım belirlenmişti. Bunlardan biri,

– Deprem sorunu planlamanın bir parçasıdır, planlama bütünlüğü içinde çözümlenmeli

– İmar ve Yapı Yasa Tasarısı yapılmalı

– İstanbul için risk azaltma stratejileri uygulanmalı diyorken

diğer yaklaşım,

– Sakınım Planlamasını,

– Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısını

– İstanbul için risk azaltma stratejilerini öne çıkarıyordu.

Şengezer’in belirttiği gibi, 1999 tarihinden itibaren, yeni yasalar yürürlüğe girdi, yeni yönetmelikler, yeni planlama yaklaşımları ortaya çıkarıldı. Ancak, bunların hepsi planlamayı biraz daha kaosa sürükledi.

Doğacak olası risk çizelgesi

Kentsel Dönüşüm kavramını kendilerinin bu kadar gündeme getirdiğini söyleyen Şengezer, bu kavramın bu kadar farklı amaçlar için kullanılabileceğinin farkına varamadıklarını belirtti. Bugün Belediyeler, gözüne kestirdikleri alanları “kentsel dönüşüm alanı” olarak belirleyip, hemen müdahale ediyorlar. Ancak müdahalenin kriterlerinin belirtilmiyor oluşu, kafalarda büyük soru işaretleri oluşturuyor. Oysa ki, Deprem Master Planı’nı hazırlayanlar, “kentsel dönüşüm alanı ilan etme kriterleri” ile ilgili çeşitli envanter çalışmaları yapmışlar.

Kentsel Dönüşüm Alanı kriter belirleme çizelgesi – 1

Kentsel Dönüşüm Alanı kriter belirleme çizelgesi – 2

Şengezer, yapılan kamulaştırmalarla ilgili şunları söylüyor.

“Somut ölçütlerin bulunmadığı alanlarda

– Kamulaştıma yapmak mümkün değildir.

– Kentsel yenileme alanı ilan etmek mümkün değildir.

– Keyfiyete dayalı işlerin yapılması hukuka ve bilimsel düşünceye aykırıdır.”

Kentsel Dönüşüm Planı adı altında yapılanların, katılımsız yapılmaması gerektiğinin altını çizen Şengezer, “Eylem planları ile alanının gelecekte nasıl olması gerektiğinin kararı, KATILIM ile belirlenir.

Bu karar alma sürecinin ön analizlerini, toplantı süreçlerini ve gerekirse ön sözleşmeleri organize eden kurum, yerel yönetimlerce oluşturulan “MAHALLE PLANLAMA EKİBİ”dir.

Mahalle Planlama Ekibi Sorumlulukları;

– anketler ile sosyal ve ekonomik analizleri hazırlamak,

– ilgi grupları ile toplantılar düzenlemek,

– mahalle içerisinde katılımcılar ile çalışma grupları oluşturmak,

– fikir projeleri ve fizibilite çalışmaları yapmak,

– mahalle eğitim programları hazırlamaktır.

Yerel örgütlerden STK, TTK gelen eylem plan önerileri de yerel yönetimlerce değerlendirmeye alınır. ‘Katılım sağlandı.’ Diyebilmek için, hak sahiplerinin en az 2/3’sinin onayını almak gerekir.” şeklinde konuştu.

Ardından, Zeytinburnu Örneğinden biraz bahseden Şengezer, bu projenin, ayrı senaryolar şeklinde hazırlandığını, uygulama ölçeğini, ancak orada ikamet edenlerle birlikte oluşturulabileceğini belirtti.

Zeytinburnu Pilot Projesi

Betül Şengezer, sonuç olarak, İstanbul’un 1999 depremi sonrasındaki durumu için şunları söyledi:

“Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak,

Ameliyat masasında kalmak,

Küresel Rakiplerin İstanbul’u ıskarta etme stratejileri,

Islah İmar Planlarını mumla aramak…”

Sempozyumda son olarak kürsüye çıkan Düzce Depremzedeler Derneği Başkanı Avukat Ayşegül Şenol, bizzat Düzceliler tarafından kurulan bir inisiyatif olan derneklerini, 17 Ağustos ve 12 Kasım sonrası süreçte evlerinden olanların yaşadıkları hukuksal süreçleri ve ileride ne yapabileceklerini anlattı.

Şenol’a göre, deprem sonrasında en büyük sorun, hasar tespitinin doğru yapılmamasıyla ortaya çıkmış. Yönetim, afet sonrası bölgeye hasar tespit çalışmalarını yürütmek üzere 1200 adet eleman yollamış, ancak yollanan bu kişiler konu üzerine herhangi bir eğitim almadıklarından, sağlıklı bir hasar tespit çalışması yapılamamış. “Hak sahibi olması gereken olamadı, hak sahibi olmaması gerekenlerse oldu” diye konuşuyor Şenol.

Depremden sonra inşa edilmeye başlanan kalıcı konutlarda ise, 150 gün gibi kısa bir sürede tüm projenin bitirilmesi öngörüldüğünden, konut kalitesi oldukça düşük kalmış. İnsanlar, yerleştikleri evlerde birer mülteci gibi hissetmekten kendilerini alıkoyamamış.

Şenol’un aktardığı bir diğer önemli nokta ise, deprem sonrasında, yardıma muhtaç kişilere yardım amaçlı toplanan vergilerin, yapılan maddî yardımların ve alınan kredilerin, yeterli şeffaflıkta kullanılmamış olması… Şenol, söz konusu yardımların insanlara ulaştırılması sürecinde, kimin ne kadar yardım yaptığının ve bunun ne kadarının kime verildiğinin belli olmadığından bahsederek, bu konuda şüphelerin olduğunu sözlerine ekledi.

Avukat Ayşegül Şenol, depremde yıkılan binaların tüm sorumluluğunun mimar ve müteahhitlere kesilmesine karşı olduğunu, bu konuda esas sorumlunun yerel ve merkezî yönetim olduğunu söyledi. Şenol’a göre yaşanan acıların gerçek sorumluları;

1) Planlarda konut alanları için yanlış yerler seçenler
2) Her seçim döneminde şuursuzca imar affına gidenler
3) Yapı denetimi yapmayan belediyeler
4) Binalara fütursuzca kat çıkış izni verenler
5) ve son olarak da “malzemeden çalanlar” olarak anılan mimar ve müteahhitler olarak sıralanıyor.

Şenol’un parmak bastığı bir diğer önemli nokta ise, afet sonrası hazırlanan TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Raporu’nda yer verilen maddelerde, yönetimin yaptığı hataları bizzat kabul ettiği. Raporda, yaşanan afette bunca can ve mal kaybının yaşanmasına gerekçe olarak şu nedenler gösteriliyor:

1) Konut alanları için yanlış yer seçimi
2) Alüvyon arazilerin kullanıma açılması
3) Deprem şartlarına uyulmaması
4) Yoğunluk artışı
5) Kat çıkılmasına izin verilmesi
6) Kaçak yapılara imar affı verilmesi.

Şenol, bu rapordan yola çıkarak idarenin hukukta “hizmet kusuru” olarak adlandırılan kusuru işlemiş olduğunu, bir deprem ülkesi olan Türkiye’de, deprem gibi önemli bir afete karşı hiçbir önlemin alınmamış olmasının, “eylemsizlik” nedeniyle idareyi suçlu duruma düşürmesi gerektiğini belirtiyor.

Deprem sonrası süreçte, deprem “mücbir sebep” olarak görülmüş, böylece idarenin yaşanan can ve mal kayıplarından herhangi bir kusurunun bulunmadığı iddia edilmişti. Şenol, bir deprem bölgesi olan Türkiye’de, deprem konusunda önlem almanın ve afet zararlarını azaltmanın devletin yetkisi, görevi ve sorumluluğunda olması gerektiğini söyledi.

mimdap

1 Yorum
  1. […] inşa edilmiş! 6 katlı apartmanı hafriyat çöktürdü Naci Görür: “Teslim bayrağını çekiyorum” 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi’nden Bugüne Sempozyumu 17 Ağustos Nedir? Anma Törenleriyle Günahlarımız Çıkar Mı? ‘Çalışmalar sahipsiz’ […]

    Mimdap » Kent Panoraması 2007 | 10 Ocak 2008



Tasarım:  Bruno Gaudin ve Virginie Brégal Architectes Bibliothèque Nationale de France’ın tarihi bölgesi, rue de Richelieu*, mimarlar Bruno Gaudin ve Virginie Brégal tarafından on yıl boyunca tamamen yenilendikten sonra yeniden açıldı.

Copyright © 2022 All Rights Reserved | Mimdap.org