Murat Cemal Yalçıntan ve Erbatur Çavuşoğlu ile yerinden dönüşüm projesi |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Murat Cemal Yalçıntan ve Erbatur Çavuşoğlu ile yerinden dönüşüm projesi
Share 15 Mart 2007

Kentsel dönüşüm projeleri ile birlikte birçok gecekondu mahallesini tehdit eden yıkımlara karşı Maltepe’nin Gülsuyu ve Gülensu mahalle halkı, uzman, akademisyen ve öğrencilerle katılım odaklı bir alternatif arayışının içine girdiler. Üç yıl öncesine dayanan ilişkiler 19- 25 şubat tarihleri arasında yapılan atölye çalışması ile somutlaşmaya başladı; durum tespiti yapıldı, sorunlar ortaya konuldu ve mahallelinin seçmesine sunmak üzere alternatif çözüm önerileri geliştirildi. Gülsuyu-Gülensu Güzelleştirme Derneği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin merkezinde yer aldığı atölye çalışması, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden öğretim görevlileri ve öğrencilerin yanı sıra, İBB Şehir Planlama Müdürlüğü çalışanları, Şehir Plancıları Odası, Eğitim Sen, Fotoğraf Vakfı ve Mimdap gibi kurum ve kişilerin de katılımıyla yaklaşık 200 kişilik bir gönüllü ordusu ile gerçekleşti. Atölye çalışması boyunca mahalleler yaklaşık 50 kişilik bir grupla temsil edildi. Gülsuyu ve Gülensu Mahalle muhtarları, Gülsuyu-Gülensu Güzelleştirme Derneği yöneticileri ve mahallede seçilmiş sokak temsilcileri çalışmanın organizasyonunda ve çalışma boyunca etkin bir şekilde yer aldılar. Çalışmanın içeriği ve bundan sonra neler olabileceğine ilişkin sorularımızı çalışmanın başında beri içinde yer alan MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyeleri Dr. Murat Cemal Yalçıntan ve Dr. Erbatur Çavuşoğlu yanıtladı.

mimdap: Bu proje fikri nasıl oluştu? Süreci anlatır mısınız?

Murat Cemal Yalçıntan: Her şeyin başlangıcı öğrencimiz Özgür Temiz’dir. Kuramsal olarak düşündüklerimize dokunmamızı sağladı. Üç sene önce Özgür gecekondu mahallelerinde yaşanan süreci açtı bana. Mahalle dernekleriyle görüştüğünü, bizlerden uzmanlık alanımızdan dolayı destek istediklerini söyledi. Durumu diğer arkadaşlarımıza anlattık. Bir hareketlenme oldu. Elimizden geldiğince mahallelerde yapılan toplantılara katılıp teknik bilgimizi sunmaya başladık. Uzmanlık alanımıza giren konularda rehberlik ettik. Bu konuda öğrenci arkadaşlarımızın emeği kesinlikle bizden çoktur. Biz gönüllü danışmanlık yaparken, öğrenci arkadaşlarımız seyyar plancılık yapıyordu! Grup olarak mahallelerden gelen taleplere göre davrandık ve bunun ötesine geçmemeye özen gösterdik. Gülsuyu ve Gülensu mahallelerinde diğer mahallere göre daha örgütlü bir yapı vardı. Bu bir avantaj sağladı. Aralarında geçmişten gelen bir bağlılık vardı ama bu bağlılık salt hemşehrilik, akrabalık, etnik ya da dini gruplaşma temelli değildi. Mahallenin siyaset yapma geleneğine yaslanmış bir bağlılıktan bahsetmek mümkündü. İlk toplantıyı gittiğimizde E- 5 kuzeyi nazım imar planının iptal kararı çıkmış, yeni plan tartışılmaya başlanmıştı. Yeni plan Başıbüyük de dahil olmak üzere Gülsuyu ve Gülensu Mahallelerini yenileme alanı ilan ediyor ve detay kararları alt ölçek plana bırakıyordu. Ancak, plan notlarında “mahalle muhtarları ve mahalledeki sivil toplum kuruluşların katılımı olmadan, plan gerçekleşemez” gibi bir madde vardı. Bunu, planı hazırlayan arkadaşların katılım adına attıkları önemli bir adım olarak görüyorum. Tabi bir yandan da şunu gözden kaçırmamak gerekir; bu adımı atmaya zorlayan, 7000 itiraz dilekçesi ve 34 ayrı plan iptal davasını hazırlayan mahalledeki örgütlülüktür.Maltepe belediyesi, sanırım mahalledeki örgütlü yapı ve bu plan notu nedeniyle hazırlaması gereken alt ölçek uygulama planlarını bir türlü hazırlamadı. Sürekli bir erteleme ve belirsizlik hali yaşanmaya başlandı. Bu mahallede bir tedirginliğe yol açıyordu. Bu tedirginlik Başıbüyük Mahallesinde Maltepe Belediyesi’nin TOKİ ile anlaşmaya vararak ilgili plan notundan sıyrılmasıyla arttı. Mahallede barikatlar konuşulmaya başlanmıştı! Biz ise grup olarak bu işin başından beri şöyle diyorduk: “Bu iş barikat/yıkım ve yoksulluk arasına sıkışmak zorunda değil. İki uç da ortadaki konut ve yoksulluk meselelerinin çözümü değil. Arada kalan ve dünyada uygulamaları olan alternatif yöntemler var. Bizler bu işin bilgisini üreten insanlar, uygulayıcıları olarak bu yöntemleri kendi coğrafyamızda da üretebilmeliyiz. Ne insanların evlerinden, mahallelerinden çıkarılmalarına, ne de yoksulluk içinde kıvranmalarına göz yumamayız. Üniversite olarak bu karşı çıkış bizlerin toplumsal sorumluluğudur!”

Onlar sormadan biz onların önüne geçip şöyle bir yol var demedik. Onlar talep ettiğinde fikirlerimizi ve alternatiflerimizi söyledik. Seçimi onlara bıraktık. Onların yerine söz söylemedik. Sanırım mahalle ile kurulan ilişkinin başarısında bu hal önemli rol oynadı. Önlerine geçmeyi değil yanlarında yürümeyi tercih ettik. Zaten önlerine geçecek neyimiz vardı ki? Karşılıklı öğrenmeyi, öğrendiklerimizi paylaşmayı becerdik.

Mahalle örgütlenmelerinde önemli bir nokta kapsayıcılık ve temsiliyet. Katıldığım ikinci ya da üçüncü toplantıydı ve toplantıya cami imamı geldi. Her iki mahallede de alevi kimlik hakimdir. Çoğu Alevi topluluğun imam toplantıya katıldığı anki sevinci beni doğru yerde olduğumuza kesinlikle ikna etmişti. Alışkanlıklar dışında ayrımcılığın yaşanmadığı bir mahalledeydik ve mahallenin örgütlenme becerisi kanımca kapsayıcılık üzerine kurulu.

Mahallenin büyükleri muhtarların ve derneğin katılımıyla plan komisyonunu oluşturdular. “Daha temsili nasıl olabiliriz?” sorusu uzunca bir süre tartışıldı. Çözüm sokak temsilcilerinin seçiminde bulundu. Benim yalnızca birkaçına katıldığım hemen hemen her sokakta 40 kadar toplantı yapıldığını biliyorum sokak temsilcilerini belirlemek üzere. Kimse bir sürecin önünde gittiğimizi düşünmesin diye altını çizmek istiyorum; mahallenin örgütlülüğü, yaptıkları ve yapmak istedikleri bizim yanlarına gitmemize neden olmuştur ve sokak temsilcilerini seçmek üzere yapmış oldukları toplantılar bunun en ciddi kanıtıdır. Şu an yarı yarıya çalışan bir sokak temsilciliği sistemi var. Bu, atölyede mahallelinin aldığı kararlara göre, daha temsili ve etkin olmak üzere yeniden yapılanacak. Kadın ve gençlik örgütlülüğünü geliştirmeye yönelik çalışmalar da başlatıldı.

Yıkımla yoksulluk arasındaki alternatifin ne olabileceğini tartışmaya başladı mahalle halkı. Tabi bu tartışmaların bütün mahalleye yayılması ve içselleşmesi zaman alacak ama tartışmanın başlamış olması bile önemli bir adımdır diye düşünüyorum. Bu tartışmalara veri oluşturmak üzere sahada veri toplama ve bunları işleyerek kullanılır hale getirme aşamasını 19 – 25 şubat arasında yürüttüğümüz Atölye çalışmaları kapsamında tamamladık.

mimdap:Başlattığınız çalışma, içinde akademisyenlerin, öğrencilerin ve her iki mahalleden halkın katılımı ile yapılan bir çalışma. Çalışmayı bu yönüyle nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendi alanında bir ilk olma özelliği de taşıyor. Bunu biraz açar mısınız? Mahalle halkının bu çalışmaya ilişkin tutumu nasıl oldu?

Burada gönüllülük esası çok iyi işledi. Her gelen kalbinin tamamını ve emeğinin koyabileceği kadarını sorgusuzca ortaya koydu. Çalışmaya yalnızca bir gün katılanlar da oldu. Ama o gün boyunca çalışmaya her şeyiyle katılıyorlardı. Bir kumbara sistemi oluştu atölyede kendiliğinden. Maddi ihtiyaçlar için düşünmüştük ilk etapta ama daha sonra bunun sunulan emek için de geçerli bir mantık olduğu ortaya çıktı. İnsanlar emeklerini de kumbaraya attı. Kimse ne atıldığını sorgulamadı ve sonunda kumbaranın içinden yüklüce bir emek ve ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar da para çıktı.

Üniversitenin toplumla, öğrencinin öğretim üyesiyle, öğrencinin mahalledeki gençlerle, kadın öğretim görevlilerin oradaki kadınlarla yan yana gelişi her biri kanımca çok önemli gelişmelerdi.

Süreç boyunca bizi ağırlayan mahallelinin olumsuz bir tepkisiyle karşılaşmadım. Zaman zaman sürece uzak kesimlerde “ne o evlerimizi yıkmaya mı geldiniz?” şüphesini hissetsek de, konuşunca bu sorunlar hep aşıldı. Mahallede organizasyonu üstlenen yaklaşık 50 kişilik bir grup işi gücü bıraktı hemen her gün bizlerle sahada ya da atölyede çalıştı. Mahallenin anneleri Cem Evinde yemeğimizi pişirdi. Çorumlular Derneği bir hafta salonunu bize ayırdı. Evde misafir etmeler, yemek ve yatma teklifleri sık sık yapıldı. Yani mahalle bize misafirperverliğini sonuna kadar sundu. Ama bununla kalmadı, planlama sürecinin de ev sahibi olduğunu tartışmalara katılımlarındaki aktiflikle gösterdiler ki bizler için daha önemli olan buydu…

Erbatur Çavuşoğlu: Çok da kolay olmadı bu süreç tabi. Mahallede bir dönüşüm olması gerektiğine tüm mahalle inanmıyordu. Genelde bize kimse dokunmasın, mahalle olduğu gibi kalsın, birileri girerse biz yerlerimizden oluruz, kimse gelmesin mantığındaydı herkes. Daha sonra öğretim görevlilerin ve öğrencilerin gidip mahalledeki altyapı eksikliği ve plansızlıktan kaynaklı sorunları anlattılar. Planlı bir mahallenin olmasını daha iyi olacağını anlattılar. Onlarda mahallede bir değişim gerekliliğine inanmaya başladılar. Bunu da yine kendileri yapmak istediler. Ve güzel bir kavram oluşturdular. Halkın kendi kendini yerinden yönetmesi diyoruz ya. Onlarda ‘yerinden dönüşüm’ kavramını buldular. Bu kavramı akademisyenler bulmadı. Mahallenin kendisi hocaları dinledikten sonra “peki dönüşüm olsun ama bu ‘yerinde dönüşüm olsun’ kimse mağdur olmasın ama insani bir yaşam için teknik gereklilikler neyse onlar burada var olsun” dediler. İstedikleri dönüşümü tarif ettiler. Biz de uzmanlığımız katmaya çalıştık. Her iki mahalle de 60 bine yakın nüfus söz konusu. Tamamının bu sürece katıldığı ya da hem fikir olduğu bir dönüşüm modeli oluşturmak çok zor, belki de imkansız. Ama beklenenin çok üzerinde bir katılımın olması, gönüllü bir çalışma olması ve uzmanlarla üniversitenin halkla bir araya gelerek bir çalışma yapması açısından bir ilkti. Çok önemli bir ilk. Eğer buradan başarılı bir plan çıkarsa, kamuya, orada yaşayan insanlara yararlı, aynı zamanda şehir planlaması açısından doğru bir plan çıkarsai, bu deneyimi yaygınlaştırabiliriz. Çünkü Türkiye’nin kentsel dönüşümle ilgili birçok sorunu var. Birçok dönüşüm alanı ve bundan mağdur olacak insanlar var.

Dönüşüm alanında çok önemli bir rant var. Sermaye grupları kadar yabancı sermaye de buralara bakıyor. Hatta merkezi hükümette çeşitli bakanlıklar proje hazırlayarak pay almak istiyorlar. Toplu konut idaresi, belediye herkes kendisine pay çıkarmak istiyor. Çok güçlü aktörlerle karşı karşıyayız. Bir de, dönüşüm alanlarındaki insanların büyük bir çoğunluğu yoksullukla mücadele ediyor. Devreye müteahhitler girip iyi bir para önerince gardlar düşebiliyor. Kolay bir süreç değil. Ne olacağını kestirmek de zor. Ama çok iyi niyetlerle yola çıkılmış. Olursa da örnek bir çalışma olur.

Murat Cemal Yalçıntan: “Kavramlar üzerinde tartışma varsa orada siyasal bir mücadele vardır” demişti geçenlerde İlhan Tekeli hocamız. Değişimin önünde durabilir misiniz? Evlere koyduğumuz eşyalar, evlerimizi yaptığımız malzemeler değişiyor. Mekanlarımız değişiyor… Bu kaçınılmaz bir dönüşüm sürecidir. İnsanlık tarihi bu anlamda sürekli bir dönüşümün tarihidir. Ancak kavramın nasıl doldurulduğudur önemli olan. İnsanları mağdur etmeyen bir yerinden dönüşüm modeli mümkündür ama kavram üzerindeki siyasal mücadelenin özellikle kamuoyu yaratılarak kazanılması gerekir. Ranta odaklanmış devletten ve piyasadan olabildiğince arınmış, topluluk temelli bir plan gerçek olabilir. Küreselleşme, dönüşüm, plan hep nasıl doldurulduğuyla ilişkili olarak tanımlanan kavramlar. Bu kavramları kapitalizmden ne kadar uzaklaştırabileceğimiz, ne kadar insana odaklayabileceğimiz, topluluklara ne kadar indirebileceğimizdir tanımlarını belirleyecek olan… Dolayısıyla bu karşıtlık halinin saf bir direnme halinden çıkıp alternatif arayışına yönelmesiyle yapıcı bir siyasal muhalefete ulaşılması önemli bir adım olabilir. Özünde kapitalizm karşıtlığıdır bu kavramlara karşıt olma hali. O karşıt hal yerinde dursun, ama ona bağlanan kavramların içini bir de biz dolduralım diyoruz alternatif bir plan sürecine girişerek. Bakalım ne çıkacak? Neyin çıkacağını da tabi topluluk kendisi belirleyecek.

Erbatur Çavuşoğlu: Kuramla pratik birbirinden çok kopuk. Türkiye’de üniversite ile toplum arasında bir kopukluk var. Burada bir ilk oldu. Mahalle şöyle düşünüyordu: Bunlar belediye adına mı çalışıyor? Bunlar kendileri için bir şey mi istiyor diye?

Murat Cemal Yalçıntan: Mahallede söz alan herkesin sözü dinlenir. Ama mahalleli bildiğini ve kendisine en iyi duran çözümü takip etmeye devam eder. Daha iyisi çıkınca da onun peşinden gitmeye gocunmaz. Haklılar da. Onların derdi evlerini, yaşama alanlarını korumak. Kutsal bir şeyden bahsediyoruz… Sanırım artık mahalleli ile karşılıklı güven ve anlayış hali oluştu. Onlar istediği ve taban tabana zıt kalmadığımız sürece bu yolu onlarla birlikte yürüyeceğiz.

Erbatur Çavuşoğlu: İnsanları bir araya getirmek için ortaklılıkların olması gerekir. Bu mahallede farklı inançtan, farklı ideolojiden insanlar var. Tapusu olan var, olmayan var. Tapu tahsisi kazandığına dair yazısı olan var. Mülk sahibi olan var. Çalışmadan herkesin farklı bir beklentisi var. En zoru insanların ortak bir mesele etrafında bir araya gelmesiydi. Kimsenin mağdur edilmemesi, olabildiğince katılımcı ve demokratik bir çalışma yapabilmekti. Öz kaynaklarını kullanan bir çalışma olmalıydı. Şimdilik her şey yolunda gidiyor.

Murat Cemal Yalçıntan: Bu paylaşma halinde biz uzmanları zaman zaman sıkıntıya düşüren bir sorun alanı var: Mahallenin çevresi ile birlikte ilerlemesi sorunu. “Ben evimi koruyacağım” diye çıkılan bir yolda E-5 kuzeyini oluşturan mahallelerin tamamı, Maltepe ilçesi ya da İstanbul bütünü düşünülmez. Oysa İstanbul kenti de geleceğe hazırlanmak durumunda. Dolayısıyla içindeki parçaları geleceğe dönük planlamak gerekir. Bu, derslerde de anlattığımız ve salık verdiğimiz bütünsel planlama yaklaşım. Yıllardır ülke genelinde, bölgeler ölçeğinde bunu yapamadığımızdan kalkınmışlık uçurumları yarattık. Birbirini desteklemeyen kentsel sistemler, kentlerin içinde mahalleler oluşturduk. Söylemek istediğim şu: Şehir plancıları olarak gecekondu bölgelerini savunurken, bir yandan da İstanbul’un geleceği için yanlış bir şey yapıyor muyuz endişesini taşımak zorundayız. Bu sorunun yolda çözülebileceğini ümit ediyorum. Bu aşamada, evi tehdit altında olan bir insandan İstanbul’u düşünmesini bekleyemezsiniz. Evinin üzerindeki tehdidi ve baskıyı yok edebilirsek, o zaman mahalleler kendi örgütlülükleri içinde İstanbul’da yapılacak olan üçüncü köprüye karşı da bir tutum geliştirecektir. İstanbul’un genel sorunlarını dert etmeye başladıklarında da meşrutiyetlerinin daha da artacağını düşünüyorum.

Bu süreçte kamuoyu desteğine ihtiyacımız var. Alternatif bir plan hazırlıyoruz. Bunun yetkileri ilçe belediyesindedir. Büyükşehir belediyesi belirli bir süreden sonra plan yapım işini kendi üzerine de alabilir. Yasal mevzuata göre halkın kendi planını yapması mümkün değil. Dolayısıyla yapılması gereken güçlü bir kamuoyu baskısı oluşturup belediyeyi ikna etmek. “Bak biz iyi bir çalışma yapıyoruz, hem de güçlü bir kadro ile yapıyoruz; kimse mağdur olmuyor, herkes memnun; üstelik teknik bütün koşullara da uygun” diyerek usanmadan daveti yinelemek gerekir. Belediye bu davete icazet ederse, o zaman türünün tek uygulanan örneği olma şansı da olacaktır bu çalışmanın. Belediye de böyle bir çalışmaya destek olan, izin veren ve onaylayan kurum olarak yalnızca Türkiye’de değil, dünyada alkışlanacaktır.

mimdap: Proje hangi aşamada ve bundan sonraki süreç hakkında bilgi verir misiniz?
Projenin iktisadi, sosyal, siyasal, mekansal ve hukuki incelemeleri birkaç detayın dışında tamamlandı. Bunlar üzerinden belirlenen sorunlar hakkında fikir projeleri geliştirilmeye başlandı. Bunlar henüz detaylandırılmış çalışmalar değil. Detaylandırılması için mahallede tartışılıp ‘olur buna katılıyoruz’ denilmesi gerekiyor. Atölye çalışmasını 40 kadar mahalleli ile yaptık. Ama mahallenin tamamı ile yapmadık, zaten pratik olarak bu mümkün değildi. Dolayısıyla bütün üretilenlerin mahalleye götürülmesi ve küçüklü büyüklü toplantılarda tartışılması gerekiyor. İnsanların tamamının “tamam, tercihimiz budur’ demesi ile detay ve teknik çalışmalar başlayacak.

Bu süreçte Maltepe belediyesi ile işbirliğinin yollarını arayacak mahalleli. Belediye ilk etapta bize şüphe ile baktı, muhtemelen ve doğal olarak bu işten çıkarımızın ne olduğu sorgulandı. O sorgulamayı mahalleli de kendi içinde yapmıştır muhakkak ama zaman aramızda bir güven ilişkisi oluşturdu. İnsanlar akademik, ekonomik ya da siyasal bir çıkar peşinde koşmadığımıza sanırım artık inanıyorlar. İşbirliğine yanaşırsa, Maltepe Belediyesinin de zamanla bize güveneceğine inanıyorum. Son çalışmalar Maltepe’de yayın yapan yerel gazetelerde işlendi. Belediye başkanlığına yakınlığıyla bilinen bir gazetede “Bravo Gülsuyu” manşetiyle ele alındı. Belediye başkanın da olumlu görüşleri iletiliyordu. Başkan ile görüşmeye çalışacağız. Yapılmak isteneni bir de mahalleli ile birlikte üniversiteden dinlemesinde fayda var. Olmazsa, planı hazırlama sürecinde ve plan tamamlandıktan sonra kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışarak ikna edilmeye çalışılacak belediye. Umarım birinci yöntem kısa zamanda gerçekleşir.

Erbatur Çavuşoğlu: Mahalleyi muayene ettik. Tedavi alternatiflerini sıraladık. Yöntem tercihini mahalle halkına bıraktık. Planlama yetkisi belediyelerin ellinde. Belediye bu planı kabul eder. Öyle düşünüyorum. Belediyeyi dernek yöneticileri sürece katmaya çalıştılar. Gelmediler. Belediye süreçten haberdar ama. Mahallenin kendi planı yapıp götürmesi belediyenin işine gelir. Hiçbir masraf yapmadan plan yapmış olacaklar. Ve buna hayır demeyeceklerdir.

Murat Cemal Yalçıntan: Bu işi başarabilmenin yolu örgütlü mücadele… Sempozyum ve miting hedefleri var periyodik toplantılar yapan mahalleler birliğinin. Sempozyum komitesi oluşturuldu. Büyük bir siyasi güçleri var. Temsiliyet sorununu aştıklarında birkaç milyon seçmeni temsil ediyor olacaklar en azından. Mahalleler bunu çok iyi kullanmalı. Mahalleli seçimlerde kendilerinden oy isteyen her kimse oturtup seçimden sonra ne yapacağına dair imza attırma stratejisini tartışmaya başladı. Bu şekilde attırılmış bir imza ile kazanılmış dava vardır Türkiye’de. Gecekonduların bu hale gelmesinin en büyük sorumlusu seçim öncesi vaadlerini yerine getirmeyen siyasilerdir. Türkiye’de toplu konutlar yerine gecekonduların oluşmasının sebebi de budur aslında. Mahalleler artık süreci tersine çevirecek bilince ulaşmış durumda.

mimdap: Projeniz alternatif bir çalışma. Projenin hayat bulması durumunda ileriye yönelik önemini açıklar mısınız?
Murat Cemal Yalçıntan Tabi kapitalizmi yok etmek gibi kocaman bir hedefi yok. Ama şu anda kendini bilmez davranışlar içerisinde kapitalizmin aktörleri. Bu toplumsal muhalefet başarılı olursa en azından daha dikkatli olmak zorunda kalacaklar. Bunun bugün bu projeyle olmazsa da yarın başka bir şekilde olacağına inanıyorum. Dünyada kapitalizmin böyle vahşileştiği çok fazla coğrafya yok. Yasal boşluklar kullanılarak ya da yeni yasalar icat edilerek sizin adınıza bir takım kararlar alınıyor. İşte bu sürecin önüne geçilebilecek bir hal oluşabilir başarılması halinde.

Toplumsal muhalefet artık alternatifler oluşturmak üzerinden yürütülmeli. Alternatifiniz olmadığı zaman kamuoyu sizi ‘değişimin önündeki dinamikler’ olarak tanımlıyor ve bu sorumsuz argümanlarla çok büyük bir kesimin sempatisini kaybediyorsunuz. Kamuoyunun desteğini alabilecek alternatifleri üretmemiz gerekir. Tabi bunun uzun bir yol olduğu ve ancak biraradalığın gücünü yeniden keşfetmemizle başarılabileceği unutulmamalı…

Erbatur Çavuşoğlu: Bu projenin başarılmasıyla örgütlülük halinin bir güç olduğu anlaşılacaktır. Buraya gönül koyan ve emek veren insanlar ‘başka bir dünya mümkün’ diyenler. Bu da başka bir dönüşümü mümkün kılan alternatifi oluşturacak.

Murat Cemal Yalçıntan: Bizler biraradalığın büyük bir güç olduğunu hatırlamıyoruz. Bunu belleklerimizden sildiler. Bir arada durmamıza uzunca bir süredir izin vermediler. Bu çalışmayla, ortak bir mesele üzerinden bir arada durma halini, bir arada haykırmayı becerebilirsek, mahallelilerin kendi çizdikleri dünyada yaşama şansı olabilir.

*15.03.2007 tarihinde Evrensel’de yayınlanan röportajın tam metni

Kaynak: Evrensel

 



Barınma sorunu bir barınma sorunu değil. Bir gençlik politikası sorunu, bir eğitim sorunu, bir sermaye transferi sorunu ve bir ücretsiz eğitim hakkı tartışması. Barınma sorunu barınma sorunundan fazlasıdır, gençliğin var olma, varlık olma, tanınma sorununun bir parçasıdır sadece. Barınma sorunu, gençlerden bu ülkenin kaynaklarının saklanmasıdır. Çözümü de siyaset üretmeyecek ama gençlik siyasete ürettirecek gibi görünüyor. […]

Copyright © 2021 All Rights Reserved | Mimdap.org