Harun Ekinoğlu, Seda Patır, Sevgi Yücesan, Gökçe Gerekli ve Müge Durusu’yla Tarihi Bölge Yenileme Alanı Öğrenci Proje Yarışması üzerine söyleşi |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Harun Ekinoğlu, Seda Patır, Sevgi Yücesan, Gökçe Gerekli ve Müge Durusu’yla Tarihi Bölge Yenileme Alanı Öğrenci Proje Yarışması üzerine söyleşi
Share 1 Mart 2007

2005-2006 yılı içerisinde UIA ve UNESCO desteğiyle Kanada Carleton Üniversitesinin üniversitelerin 3 ve 4. sınıf öğrencileri ve yeni mezun olmuş öğrencilere yönelik olarak gerçekleştirdiği yarışmaya katılan ve 126 proje arasından beşinciliği kazanan Harun Ekinoğlu, Seda Patır, Sevgi Yücesan, Gökçe Gerekli ve Müge Durusu’yla geçtiğimiz günlerde bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ekip üyelerinin yanı sıra Bölüm Başkan Vekili Dr. Gaye Çulcuoğlu’nun bir araya geldiği bu söyleşi de, bir taraftan yarışma sürecini ve deneyimlerini konuşmanın yanı sıra, Pekin’de gerçekleştirilen sergiye katılan Harun Ekinoğlu ve Sevgi Yücesan’la diğer kazanan projeler üzerine de konuştuk.

Son sınıf öğrencisiyken katıldığınız öğrenci yarışmasında kazandığınız dünya beşinciliği ile gündeme geldiniz. Şu anda ne yapıyorsunuz?
Harun Ekinoğlu:
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarımcı olarak çalışıyorum.
Seda Patır: Ben şu anda Ankara’da kendi ofisimi açmak üzereyim.
Sevgi Yücesan: Bende Ankara’da bir mimarlık bürosunda çalışıyorum.
Gaye Çulcuoğlu: Birde yüksek lisans yapan öğrencilerimiz var.
Gökçe Gerekli: Ben Bilkent grafikte master yapıyorum
Müge Durusu: Bilkent arkeoloji ve sanat tarihinde yüksek lisans yapıyorum.
Bize Yarışmaya katılma sürecinizi anlatabilir misiniz?
Harun Ekinoğlu: Bizi projeye yönlendiren proje danışman hocamız Dr. Ayşegül Tokol ve Bölüm Başkanımız Dr. Gaye Çulcuoğlu oldu. Yarışmaya önce iki grup olarak katılacaktık ama sonra tek bir grupla katıldık.
İki Grup birleşti mi ?
Harun Ekinoğlu:
Diğer grup derslerin ve sınavların yoğunluğundan yetiştiremedi. O yüzden teslim edemediler. Başından beri bu grup bu kişilerden oluşuyordu. Zaten başı iyi olunca sonu da iyi oldu

Peki bu yarışmadan nasıl haberdar oldunuz?
Harun Ekinoğlu:
Tamamen akademik bağlantılarla haberdar olduk. Zaten bu yarışmanın bir özelliği de bağlı olduğunuz fakültenin sizi akademik olarak desteklemesinin gerekmesiydi yani resmi olarak fakültenin de imzasının bulunması gerekiyordu.
Gaye Çulcuoğlu: Söz konusu projenin tasarım stüdyosundan bir proje olması gerekiyordu.
Harun Ekinoğlu: Projenin devam eden bir proje olması gerekiyordu. Böyle bir şey olmasaydı zaten katılamazdık.
Yani sene içerisinde tasarım stüdyolarında devam eden bir projenin yarışma sürecine dahil olması diyebilir miyiz?
Harun Ekinoğlu
: Evet. Katılımın bir şartı olduğu için, tüm diğer projelerde aynı şekilde başka ülkelerdeki üniversitelerin atölyelerinde devam eden projelerdi. Bize görev veren de, destekleyen de hocalar oldu. Belki buradan bizi destekleyen hocalara teşekkür etmemiz gerek.
Gruplar nasıl oluşturuldu? Sene başında bir araya gelip bir grup mu oluşturdunuz?
Harun Ekinoğlu:
Bence bu soruya burada bulunsaydı danışman hocamız Sn. Tokol’un ve Bölüm Başkanımız Sn. Çulcuoğlu’nun cevap vermesi gerekiyor. Gruplar nasıl oluştu aslında biz o noktaya da tanık olduk. Kısmen biz grup olalım dedik ama tabi öncesi var..
Seda Patır: Hocalar bizleri dışarıdan izlediği için, tasarım sürecinde birbirini tamamlayacak insanları yan yana koyup hem daha olumlu çalışmalarını hem de o tasarıma faydası olacak insanları bir araya getirmeye çalıştılar.
Gaye Çulcuoğlu: Hem bu ekibin olumlu bir grup oluşturabileceğini hem de farklı açılardan ekibe katkı koyabileceklerini düşündük. Çünkü hepsinin iyi ve farklı özellikleri vardı. Bu farklı özellikleri bir araya getirdik.
Harun Ekinoğlu: Yani bir çeşit voltran oluşturduk aslında. Tek başına çok iyi olmak yetmiyor. Bazen tek başına olmak hiçbir şey, önemli olan iletişim noktasını kurabilmek. Mesela biz yarışmaya çok uzun bir üretim süreci ayıramadık. Bir hafta gibi bir sürede bütün her şey oldu. Tabi ki bu bir haftalık sürecin geçmişinde bir sürü okuma var, araştırma var ama hep beraber bir araya gelip esas fikrin oluşturulması bir hafta kadar aldı. Çok yoğun bir dönemdi tabi.
Gaye Çulcuoğlu: Belki bir şeyi burada söylemek iyi olur. Bu bir yıllık bir projeydi. Sonbahar döneminde de çalışılmıştı, bahar döneminde de. Zaten altı yedi aydır Antakya üzerine düşünülüyordu. O kenti yorumlayıp, tarihi kentle ilgili bir birikim oluşturmuştuk.
Yarışmanın konu başlığı tam olarak nedir?
Harun Ekinoğlu:
İngilizce olarak tam adı: Historical District Renewal Area (Tarihi Bölge Yenileme Alanı), harfi harfine bu başlığı ezberledik. Bir alt başlık kendi ülkenizden kendi bölgenizden kendi coğrafyanızdan bir tarihi kimlik üzerindeki meydan okumasını yapmaktı. İngilizce challenge’dan meydan okuma olarak çevirdik ama bizden istenen bunun metodunu dünyaya seslendirmemizdi: Kendi bölgemizdeki kimliği sürdürülebilir kılabilecek yenileme metodunu oluşturmak. Aslında en üst başlık tarihi alanlardaki sosyal sürdürülebilirlikti.
Müge Durusu: Sosyal sürdürülebilirlik ve tarihi alanın yenilenmesi. Bizden istenen şey aslında daha çok bütün tarihi alanlara uygulanabilecek bir yenileme metodolojisi kurup daha sonra onu bir alanda örneklememizdi. O yöntemi de raporda açıkladık. Tarihi alanda hangi detaylara bakılabileceğini, daha sonra bunlardan nasıl bir yaklaşım kurulabileceğini anlattık. Kenti metaforlar üzerinden çalışmak iyidir gibi alt başlıklar ürettikten sonra onları kendi alanımız Antakya’da örnekledik.
Harun Ekinoğlu: Siz öyle bir düşünme yolları açınki, biz daha sonra bu yollar üzerinden gidelim. Aslında şartnamenin bu yönü gerçekten güçlüydü. Bunu istemek, bunu beklemek gerçekten gelecek olan şeyleri önemsemek demekti.

Yani bir tür Tarihi bölgelerde nelerin göz önünde bulundurulması gerektiğine dair bir check-list mi?
Harun Ekinoğlu:
Evet
Müge Durusu: Öyle olunca da sosyoloji, arkeoloji, planlama, tasarım gibi çok fazla disiplin işin içine giriyor, bunların hepsine bakmak gerekiyor. Zaten yarışma sosyoloji öğrencilerine de açıktı. Sosyal yönü çok kuvvetli bir yarışmaydı, o açıdan da oldukça ilginçti.
Harun Ekinoğlu: Biz, bu disiplinler arası yapıyla ilgili bir soru sorduk. Tek bir bölümden bir grubuz ancak disiplinler arası bakan bir gurubuz kentsel mekana. Onların istediği gibi plancılar, mimarlar, sosyologlar olarak bir arada değiliz dedik. Yarışma komitesinin bizim bu sorumuza verdiği cevapsa “eğer bu nitelikte disiplinler arası bir grupsanız neden olmasın” oldu. Ama bu noktada şunu belirtmek gerekir ki, bizim bölümümüzün bize kazandırdığı en müthiş şey çoklu bakış açısı. Şimdi iş hayatında tek alanda ya da iki alanda düşünen insanların üçüncü –dördüncü bir alanı hesaba katamadıklarını görüyorum. Onun hassasiyetini düşünülmesi gerektiği kadar ince eleyip sık dokuyamıyorlar ama bize bu maksimum verilmeye çalışıldı.

Yarışma şartnamesinde böylesi disiplinler arası bir grup istendiği belirtiliyor muydu?
Seda Patır:
Evet belirtiliyordu ama şehirci, mimar hepsi biz olduk. Hepsini tek tek oynadık.
Peki bu farklı disiplinlerin gözünden bakmak sizi zorladı mı?
Harun Ekinoğlu:
Zorladı mı? Hayır.
Sevgi Yücesan: Çok tartıştık. Tartışırken de birbirimize çok büyük katkımız olduğundan çok fazla zorlanmadık.
Harun Ekinoğlu: O altyapıyı, tarihi kentleri anlamak için edebiyattan yola çıkmış bir grup olarak kendimizi şanslı gördük. Düşünsenize siz mekâna önce bambaşka konulardan geliyorsunuz, onun içinde insan var, çevre var, kültür var, her şey var ve tüm bu meselelerin harmanlandığı nokta işte böylesi bir noktadır diye. Zaten stüdyo işleyişi de bu şekildeydi.
Seda Patır: Kenti çalışırken zaten altı aylık süreç içerisinde hem kenti sosyal anlamda hem kültürel anlamda hem de kentsel anlamda irdeleme fırsatını bulduk. Bu da projedeki kriterlere uymamıza katkı sağladı. O açığımızı aslında stüdyoyla kapatmış olduk.
Harun Ekinoğlu: Biz; bu çoklu bakış açısının, çoklu mesleki ortam tartışmalarının ve hatta onların kavgalarından yola çıktık. İş ortamındaki plancıların peyzaj mimarlarının mimarların birbirini anlamaya çalıştığı şey de bu. Biz burada zaten bunlarla uğraştık. Onlarla yoğrulduk.

Biraz da projeden ve Antakya’dan bahsedebilir miyiz?
Müge Durusu:
Şartnamede anlattıkları kent merkezi sanki birebir Antakya’ydı. Belli bir tarihi olması gerekiyordu, bu tarihi şu anda taşıyamaması gerekiyordu. Çöküntü alanlarına sahip olması ve onları yenilemesi gerekiyordu. Bu açılardan Antakya’yı yeniden düşünmemiz gerekti. Aslında altı ay boyunca Antakya üzerine çok fazla fikir üretiyorduk. Biz bu projeyi yaptığımız zaman atölyede artık herkes ikinci projesini üretiyordu. İlk dönem kavramsal tasarım yapmıştık, ikinci dönemse buna bağlı olarak gene belli kavramlar ama farklı temalar üzerinde farklı projeler üretiyorduk. Bu tarihi kentin yenilenmesi geldiği zaman bu sefer Antakya’yı çöküntü alanlarından kurtarabilecek daha sosyal içerikli bir çerçevede düşünmemiz gerekti. Bunu yaparken de birinci dönem projelerimizden çok ipucu aldık. Çünkü birinci dönem her proje içerisinde bir metafor belirleyip bu metafor üzerinden kente yaklaşmıştık. Soyut kavramlardan yola çıkıp kenti düşünmüştük. Onun için biz bu metaforun tarihi kente çok uyduğunu düşünüp onun üzerinden devam ettik. Ama bu sefer yenileme odaklı olduğumuz için tartışmalarımız sırasında metaforda daha önce düşünmediğimiz bir şey, “atom” ortaya çıktı. Bunun tam olarak ne zaman ortaya çıktığını hatırlayamıyoruz. Hepimiz şunu diyor bunu diyor diye tartışırken “Aaa! atom, Aaa! tarihi çekirdek, radyoaktivite” dedik.
Harun Ekinoğlu: Aslında bu öyle sıradan bir Aaa! Değil, uykusuz dört gecenin sonunda çıkan bir Aaa!, onu da söylemek lazım.
Sevgi Yücesan: bir şeyleri bir yerlere yazarken, bağlantıları kurarken yani bir üretim süreci içerisindeyken çıktı.
Harun Ekinoğlu: Fransız İhtilali çıkana kadar bir sürü insanın canı yandı aynen bizimki de bu şekilde çıktı.
Sevgi Yücesan: Her tarafta bir şeyler yazıyordu.
Seda Patır: Sonuç olarak yazdığımız her şey de tanımladığımız şeyin atom olduğunu sonradan gördük.
Harun Ekinoğlu: Aslında üstünde tartıştığımız şey atomdu. Doğanın en küçük yapı taşı atom tanesiydi. O da bizim indirgemeye çalıştığımız şeydi. Tarihi kenti doğanın tek bir yapı taşına indirgeyerek aynen onun da hayatta kalma ve zamana direnme çabası gibi yorumladık. Tarihi doku esas mimari ve kültürel kodlari barındıran bir cekirdektir dedik ve onun etrafındaki yabancı yörüngeler ve o yörüngelerde hareket eden tanecikler vardir dedik. O hareket eden tanecikler her şey olabilirdi.
Sevgi Yücesan: Sosyal olarak, kültürel olarak, mimari olarak her şey.
Müge Durusu: Burada biz özellikle radyoaktif atom üzerine çalıştık. Bunun için oturup kimya çalıştık. Çünkü radyoaktif olmazsa sürekli çekirdeğinden kendinden bir şeyler kaybeder. Kendi enerjisinden, kendi tarihinden bir şeyler kaybettiği için aslında sanki radyoaktif bir atommuş ve ışıma yapıyormuş ve bu ışımayla sürekli başka bir şeye dönüşüyormuş gibi olduğunu düşündük. Tekrar bu kentin kararlı bir hale gelebilmesi için o kaybettiklerini geri yakalaması gerekiyordu ve bunu o elektronların doğru yörüngelerde doğru yerlere gelmesiyle tanımladık. Bunlarda farklı fonksiyonların kent içinde dağılımı olarak mekana yansıdı. Kararlı bir atom çekirdeği her şeyin dengede olduğu bir hal olduğu için bütün fonksiyonların kentte birbirini dengeleyecek şekilde karşılanmasına çalıştık.
Harun Ekinoğlu: Paftalara bakıldığında bu daha iyi yorumlanabilmekte aslında.
Müge Durusu: Bu dengeyi düşündüğümüz kavramsal yaklaşım birbirini dengeleyecek şeyleri karşısına yazdık. Tasarım ve sanat, İletişimle sosyal bütünlük gibi…

Yarışmaya katılan ve ödül kazanan diğer Projeler hakkındaki izlenimleriniz neler?
Harun Ekinoğlu:
Diğer projeler konuya bizim kadar bütüncül bakmamıştı. Biz projede kent makroformundan gelip, forum alanına iniyoruz. Diğer projelerdeyse bu o kadar çok yoktu. Diğer projeler daha örneklem alanlar seçmişlerdi. Konut dokusu, idari doku ve tüzel dokunun bir kısmının aynı yerde bulunduğu bir çalışma alanı seçmişler ve oraya fikirlerini uygulamışlar. Oraya o fikirleri giydirmek başarılı da olabilir, başarısızda olabilir. Tarihi kentleri eski dokusuyla da düşünebiliriz, yeni dokusuyla da düşünebiliriz. O yüzden alanı geniş tutmak gerekiyor. Sınırlarımızı geniş tutmamız gerekiyordu. Diğer projeler alanı dar tuttukları için detay konusu onlarda daha öne çıkmıştı. Örneğin İtalya projesinde bir takım katmanlar var. Burada özel mekan, yarı özel mekan ve en üstede kamusal mekan yer alıyor. İtalya Cenova üniversitesi iki ekiple katılmıştı. Ekiplerden biri; topografyaya ağırlık vermişti ve bu ekip ikinci oldu. Diğer ekipse katmanlar üzerine çalışmıştı ve altıncı oldu. Bence altıncı olan proje diğerinden çok daha başarılıydı. Katmanları olan İtalyan ekibin görselleri çok fazlaydı, modellemelerle çok iyi anlatmışlardı ve bu nedenle de proje çok güzel görünüyordu. Bu eğimli bir alana konumlanmış ve oradaki katmanları ortaya çıkarmışlar.
Seda Patır: Biz Türkiye’deki tüm tarihi kentleri çalışıp, Antakya üzerinden bir metot geliştirdik. Diğer projeyse topografya dayandırılmış bir proje.
Harun Ekinoğlu: Tarihi kentler topografik olmak zorunda değil. İtalyanların topografyayı nasıl yorumladığı da göz ardı edilemez. Projeye topografyayı katmış olsaydık bu bizim için bir artı olurdu ama topografya bizim için özelikle de forum alanında önemli bir veri değildi. Biz neye müdahale ediyorsak oradaki verileri değerlendirdik. Bizim çalışma alanımızda topografya önemli bir veri değildi. Onların müdahale noktasındaysa, topografya göz ardı edilemeyecek bir şeydi. Bizde de topografya etkileyici bir unsur olsaydı tasarımda bir veri olarak kullanılacaktı. Metot geliştirme noktasında bunların hepsi birer data.

Sevgi Yücesan: Metodun kullanılabilir olması önemli. Panama projesi direkt Panama kanalı üzerine yapılan çalışılmış ve detaylandırılmıştı. Bizimkisiyse daha bütünsel bir çalışmaydı.
Harun Ekinoğlu: İnanın 1/200 ölçekte bile alanı detaylandırdık. Diğer projeler doğrudan forum alanına bakıp çözüm aradıkları için, bu kentsel akupunktur kararları olarak görülebilir. Bizim projemiz daha çok makro formdan çıkılan bir proje olarak, daha bütüncül bir yaklaşıma sahip. Tabi bunların hepsi birer metottur. Önemli olan; tarihi kente müdahale ettiğiniz ve burada hayatı nasıl devam ettirebildiğiniz.
Gaye Çulcuoğlu: Panama projesinin sürdürülebilirlik bağlamında nasıl bir çözümü olduğunu çok iyi göremiyoruz.
Harun Ekinoğlu: Deminde bahsettiğim gibi belirli aksları alıp, tarihi, konut, ticari olarak ele alıp bir ilişki kurmaya çalışmak.
Türkiye’den katılan başka proje var mıydı?
Harun Ekinoğlu: Duyduk ama görmedik. Katılanların içerisinde Türkiye’den başka projelerde varmış ama ilk elemeden sanıyorum geçemediler.

Türkiye’deki öğrenci yarışmalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Harun Ekinoğlu:
Çok güzel şeyler yapılıyor gerçekten. Çok başarılı olduğunu düşündüğüm yarışma örneği, bir kent parçasına çözüm arayışı olarak liman bölgelerinin dönüşümüyle ilgili serbest mimarlar Derneğinin gerçekleştirdiği yarışma. Galataport ve Haydarpaşa liman bölgesi için çözüm arayışı ile ilgiliydi. Bu yarışmada önemli olan şartnamede ne istendiği çok iyi tanımlanmış olmasıydı. Bu nedenle de gelen projeler çok profesyoneldi.
Uluslar arası projelere katılmak isteyen öğrenciler için ne önerirsiniz?
Sevgi Yücesan: Doğru ekip ve amacına uygun çalışılmış olması önemli.
Müge Durusu: Okumayı bırakmasınlar, bu çok önemli.
Harun Ekinoğlu: Ben tasarımcıyım diyerek, meselenin edebi boyutunu kaçırmak farkında olmadan yapılan çok yanlış bir tutum. Taş üzerine taş koyabilmek için iyice araştırıp okumak gerekiyor. Katmanları doğru analiz etmek gerekiyor. Çünkü en önemli şey katmanlar. Önemli olan ne bir şeyi tamamen yeniden yaratmaktır, ne de sürekli okuyup yorum yapmaktır. Asıl önemli olan ikisini bir arada yapabilmek.

Ödülünüzü nasıl aldınız?
Gaye Çulcuoğlu: World Urban Forum III’de sonuçlar açıklandı. İlk sonuçların açıklandığı 19-23 Haziran’da Kanada’daki tören, sonuçların bize geç ulaşması nedeniyle katılamadık. Ancak World Urban Forum III’e dahil bir etkinlik olan ve Tarihi kentlerin sosyal sürdürülebilirliği konulu Pekindeki toplantıya Bilkent üniversitesi proje ekibinden iki kişi gönderdi.
Harun Ekincioğlu: Bizde ödülümüzü orada almak istediğimizi söyledik. Fakat sergide bir tarih değişikliği olması ve bunu bildirmemeleri nedeniyle, biz oraya erken gittik. UNESCO yaptığı hatayı fark edince apar topar sergiyi açtılar.
Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Harun Ekinoğlu:
Evet var. Ekibi tekrar bu vesileyle bir araya getirdiğiniz için Mimdap’a teşekkür ederiz. Böyle bir röportaj için bir araya geldiğimiz için çok mutlu olduk. Yarışmanın sergisi için bizi Pekin’e gönderdiği için Bilkent üniversitesine de teşekkür ediyoruz.

Yarışmada ilk üçe giren projeler:
Birincilik Ödülü

İç Kent: La Explanada, Panama City –
Andrew Merlo, Hyun Jin, Jennifer Line, Karalına Kaczmarczyk
Pennsylvania Devlet Üniversitesi Mimarlık Okulu
Bu proje; Panama Kenti La Explanada tarihi bölgesinin kültürel rehabilitasyonunu, restorasyonunu ve değerlenmesini amaçlıyor.
Casco Viejo Bölgesinin yoğun kentsel dokusu Panama kentinin içinde eşsiz bir sosyal durum oluşturarak insanlar arasında yoğun bir etkileşimi cesaretlendiriyor. Kentsel form, düzenlenmiş sokak gridi arasındaki düzensiz iç avlulardan oluşuyor. Bu mekanlar sokak gridinin hissetmeyi tersine çevirme potansiyeline sahip. Bunlar sokaklardan daha özeldir ama zengin kültürel deneyimi birleştirme fırsatını elinde tutmaktadır.

İkincilik Ödülü:
Güzergahın Dönüştürülmesinin Gerilimi

Isabella De Giorgi, Erica Devoto, Charles Frandon, Camilla Persi
Genova Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Genova İtalya
Genova’nın tarihi merkezi birbirine olukça yakın yoğun olarak inşa edilmiş binaların gridinden oluşuyor. Ara sokaklardan yürüyen insanlar, kamusal meydan, engelleyici duvarlar ve kiliseyi ihtiva eden unsurların birleştiği bir labirenti anımsatan çok boyutlu binalar ve çok katmanlı yollara hayret etmektedir. Kentsel tasarım fikri, bu yolları ve binaların geriliminden hacimler ve kaideler oluşturmaktır. Alandaki Binaları, kapalı bahçeleri, odaları, ölçekleri ve katları geçen kamusal güzergahın uzatılmasıyla oluşan çeşitli manzaraların şaşırtan etkisini yaratmayı denemektedir. Plan; cam küple somutlaştırılmış güzergah kutularının çalışmasından oluşmaktadır. Taştan hypogean forum cam hacimle tezatlık oluşturuyor. Gündüzleri cam kütle cam aynaları kullanarak kentle oynamaktadır. Geceleri içeriden gelen ışık, küpü daha farklı bir biçime dönüştürürken, kentin devamlılığını istemesine imkan vermektedir.

Üçüncülük Ödülü
SAMPRANK Tarihi Toplumu Prin Kongsombat
Thammasat Üniversitesi, Mimarlık ve Kentsel Planlama Fakültesi
Klong Lhuang, Pathum Tani Province, THAILAND
Krung Rattanakosin alanı tarihi Tayland’ın simgesi niteliğindedir. Samprang bölgesi Thai kültürel mirasını ve yaşam biçimini ortaya koymaktadır. Alan pek çok geleneksel binayı, eski pazarı, tapınağın yanı sıra konut ve ticari toplumları da içermektedir. Buradaki binaların karakteristiği Avrupa ve Çin mimarlığının bir harmanını ortaya koyuyor. Ancak günümüzde Samprang bölgesinin fiziksel karakteristiğinin niteliği bozulmuştur. Tasarım konsepti, dört belirgin topluma düzenleyerek tarihi yaşamı bilinçli bir şekilde canlandırmayı betimlemektedir. Tarihi binaların fonksiyonlarını canlandırmayı, yayalar için alışveriş alanları, Pazar için mekanlar ve yerel sanatçılar ve ürünleri için kiosk’lar düzenlemektedir.

Mimdap


Yorum yazmak için


Erdoğan, 100 yıllık hesaplaşmasının, Cumhuriyet’in hâkim sermaye güçlerini de akamete uğratmadan, tasfiye etmeden nihayete erdiremeyeceğini başından beri biliyor. Çatışma cephesi buraya kuruldu.

Copyright © 2022 All Rights Reserved | Mimdap.org